DOLAR

46,1222$% 0.02

EURO

53,4152% 0.37

STERLİN

61,8623£% 0.48

GRAM ALTIN

6.438,90%0,30

BİST100

13.836,77%-0,17

BİTCOİN

2893466฿%-0.23369

a
Yakup Gülaçtı

Yakup Gülaçtı

09 Haziran 2026 Salı

Rüzgârdan Fırtınaya…

Rüzgârdan Fırtınaya…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ülkemiz siyasetinin en zor süreçlerinden biri de siyasi partilerdeki egemen kadroların
değişimidir. Mevcut sistemden beslenen kadrolar değişime direnmek isterler. Kaç senedir o
makamı işgal ettikleri, kaç seçim kaybettikleri onlar için hiç önemli değildir. Seçmenin
gözünden düştüklerini, artık toplumsal karşılıklarının kalmadığını görmezden gelmeyi tercih
ederek kulaklarının üstüne yatarlar. Az olsun, bizim olsun mantığıyla hareket ederler.
Kendilerinin olmaması durumunda partilerinin kapanacağını, tabela partisine dönüşeceğini
düşünürler. Kısacası partiyi babalarından miras kalmış, tapulu malları sanırlar. Oysa ne kadar
direnirlerse dirensinler şayet değişim rüzgârı Anadolu’dan esmeye başlamışsa önüne surlar
çekseniz de süreci durduramazsınız. Bu ülkeyi yedi düvelden kurtaranlar, üç beş
mirasyediden de CHP’yi kurtaracak güce sahiptir.
Cumhuriyetin kazanımlarıyla yetişen, ekmeğini taştan topraktan çıkaran Anadolu’nun
yiğit insanları oy verdikleri partiyi de yönetmek istiyorlar artık. Adına üst akıl mı dersiniz,
devlet aklı mı dersiniz, ne derseniz deyin, butlan gibi kararlar, CHP’deki değişimi sadece
geciktirir ama engelleyemez. Görülmek istenmeyen faylar harekete geçti bir kere…
CHP için verilen mutlak butlan kararının arkasında, partide yaşanan değişim ve bu
değişimden en az değişenler kadar rahatsız olan iktidar sahiplerinin olduğu konusunda genel
bir kanı var toplumda. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sosyal medya hesaplarından
yaptığı açıklamada CHP lideri Özgür Özel ve parti yönetimini kastederek: “Türk
demokrasisinin önümüzdeki dönemde hak ettiği bir ana muhalefete kavuşacağına
inanıyoruz” demişti. Gelinen noktada Kemal Kılıçdaroğlu gibi iktidar sahipleri de mutludur
diye düşünüyorum.
Bir Çin Atasözü şöyle der: “Değişim rüzgârı gelince aptallar duvar örer, akıllılar yel
değirmeni yapar.” CHP seçmeni de Çinliler gibi düşünüyorlar artık. Onlar çoktan başladılar yel
değirmenlerini inşa etmeye.
CHP seçmenini en çok rahatsız eden konulardan biri de dün “adalet” için yürüyenlerin
bugünkü adaletsizliklerden medet umar hale gelmeleridir. Kayyımcılar, CHP’ye yapılanın,
aslında demokrasinin vazgeçilmezi tüm siyasi partilerin başına gelebileceğini, bunun sonucu
da “sözde seçimli” bir cumhuriyete dönüleceğini bilmiyor, görmüyorlar mı? Sokaktaki
vatandaş, Kılıçdaroğlu genel başkanlığı süresince AKP iktidarına karşı “sözde muhalefet”
yapmış demeye başladı. Bu yüzden de CHP’de değişimin olmazsa olmaz olduğunu
düşünüyorlar.
Düne kadar Kılıçdaroğlu’nu yerden yere vuran televizyon kanallarının siparişçi
gazetecilerinin, bugün Kılıçdaroğlu seviciliğine soyunmaları birçok sorunun cevabını vermiyor
mu?
İşin özü şudur: Kendini demokrat olarak tanımlayan seçmenler, atanmışlar tarafından
yönetilmek istemediklerini yüksek perdeden haykırmaya başladılar.
Dünkü değişim rüzgârı fırtınaya dönüşmüş gibi görünüyor. Bunu görmeyenler duvar
örmeye devam ederlerken vatanseverler yel değirmenlerini bitirmek üzereler…

Devamını Oku

“Mutlak Butlan” Bahane

“Mutlak Butlan” Bahane
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kurban Bayramı’nı insanlara zehreden zihniyetin asıl hedefinin cumhuriyeti ortadan kaldırmak
olduğunu düşünenlerdenim. Kim ne derse desin CHP için verilen “mutlak butlan kararı” bunun işaret
fişeğidir.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Anayasanın 79. Maddesi çok net olarak ortadayken Ankara Bölge
Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin kararına karşı yapılan itirazı reddetti. Şöyle diyor
anayasamızın 79. Maddesi: “Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde
yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve
seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve
kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve
Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur.
Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.” diyor.
Kısacası siyasi partilerin mahalle seçimlerinden başlamak üzere kongrelerine kadar yapılacak
tüm seçim sürecinin tek yetkilisi YSK’dır. YSK’dan alınan mazbata ile genel başkan olunur.
Bırakalım CHP’lileri, aklıselim vatandaşlarımız da “mutlak butlan”ın siyasi bir karar olduğu
konusunda hemfikirler. Yapılan en son mahalli seçimlerde birinci parti olan CHP’nin önünü kesmek
için yargının kullanıldığına inanıyorlar. Toplumdaki genel algı budur…
Bütün bunların üstüne, bir de CHP Genel Merkezin boşaltılması ve Kılıçdaroğlu’na(kayyıma)
teslim edilmesi için emniyet güçlerinin kullanılması ve binanın savaş alanına döndürülmesine neden
olmak, Kemal Kılıçdaroğlu taraftarlarını da isyan ettirdi. Hangi siyasi parti olursa olsun polis zoruyla
ele geçirilmemelidir. Sonuçta bu insanlar ikna edilebilirdi. Ama Kemal Kılıçdaroğlu’nun acelesi olmalı
ki derhal binanın emniyet güçleri vasıtasıyla boşaltılmasını istiyor…
Adalet Bakanı Akın Gürlek ve AKP sözcüsü, ortada bir mahkeme kararı olduğunu ve herkesin
saygı duyması gerektiğini söylüyor. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği birçok kararı uygulamayanların
“mutlak butlan kararı” için mahkeme kararı deyip herkesin uyması gerektiğini söylemeleri inandırıcı
olmaktan uzak kalıyor.
Kılıçdaroğlu’nun görüşme, uzlaşma için görevlendirdiği milletvekillerinin genel merkeze,
arkasında kim olduğu belli olmayan kriminal tiplerle, sabahın yedisinde gelmelerinin anlamı nedir?
Toplum, gelinen noktada Kemal Kılıçdaroğlu’nun uygulamalarına bakınca, genel başkanlığı
süresince asıl hedefinin iktidar olmak değil, muhalefet olarak durumu idare etmek olduğunu
düşünüyor. Anlayacağınız onun da iktidarın bir aparatı olduğuna inanıyor.
Toplumdaki bu algının doğru ya da yanlışlığını bir yana bırakırsak, Kemal Kılıçdaroğlu bütün bu
olumsuz algıları dağıtma şansını kullanmadı. Mutlak butlan kararı açıklandığında en yakın bir tarihi
olağanüstü kongre tarihi olarak ilan etseydi, kişisel itibar kaybının önüne geçip siyasi kahraman
olabilirdi.
Gelinen noktada iki şeyi görmek zorundayız. Birincisi, AKP ve MHP dışındaki bütün partiler,
“mutlak butlan kararının” demokrasiye vurulan bir darbe olduğu konusunda hemfikirler. İkincisi,
mutlak butlanla açılan bu yol, siyasi partileri ve demokrasiyi ortadan kaldırmanın aracına dönüşür.
Anlayacağınız, ülkemiz siyaseti yargı yoluyla dizayn edilmek isteniyor. Siyasi partiler için
anayasaya rağmen, YSK dışındaki mahkemelerin karar vermesinin yolunun açılması, demokrasiden
oligarşiye geçilmesini isteyenleri cesaretlendirir. Bütün bunları kurgulayanlar unutmasınlar ki Türk
toplumu oligarşiye geçit vermez…

Devamını Oku

Geleceğimiz de ölüyor

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Öğretmenini gördüğünde oturuyorsa ayağa kalkan, ceketinin önü açıksa ilikleyen bir nesil olarak büyüdük. Dersimize girip girmediğine bakmadan öğretmene saygıda kusur etmeyen öğrencilerdik. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” Sözünü kulaklarımıza küpe etmiştik. Ne oldu da öğretmenine tüfekle ateş eden, bıçakla saldıran, dövmeye çalışan bir caniye dönüştü gençlerimiz? Bunun son örneğini geçtiğimiz hafta yaşadık. İstanbul Çekmeköy de meydana gelen ve ülkeyi yasa boğan olayda 17 yaşındaki 11. sınıf öğrencisi F.S.B., elindeki bıçakla sınıfta ders veren Biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik;e (44) saldırdı ve onu sırtından bıçaklayarak ağır yaraladı. Hastaneye kaldırılan öğretmen hayatını kaybetti. Şunu en başından belirtmek isterim. Okullardaki gerek öğrenci gerekse de öğretmen için kıyafet serbestisiyle eğitimde erozyon başladı. Okullarımızın bahçesinden girdiğinizde kimin müdür, kimin öğretmen, kimin öğrenci ya da veli olduğu belli değil. Bu karmaşa eğitimin kalitesine de sirayet ediyor. Öğretmenlerin tek hedefi, öğrencilerini milli ve manevi değerlerle donatıp vatana ve millete hayırlı bireyler olmasını sağlamaktır. Bu uğurda bütün fedakarlıkları da yapar öğretmenlerimiz. İşini okulda bırakmaz, evine de götürür. Başını yastığa koyduğunda öğrencilerinin dertleriyle dertlenir. Çocuklarına gösteremediği şefkatini öğrencilerine gösterir Fatma Nur öğretmen de öğrencileri için mutlaka dertleniyordu. Ortada öğretmeni doğrudan ilgilendiren bir konu yokken saldırıya uğradı ve aramızdan ayrıldı. Ülkemizde kötü bir olay yaşanınca bazı sorunlar gündeme geliyor, kamuoyunda konuşulmaya başlıyor. Burada da öyle oldu ve sorular art arda gelmeye başladı. Okullardaki güvenlik sorunları, psikolojik açıdan sorunlu öğrenciler için alınması gereken önlemler, bu olayın öznesi durumunda. Oysa birçok okulda da benzeri şiddet olayları yaşanabiliyor. Sayın bakan okullardaki en önemli sorunları çözmeye odaklanacağına ramazan davuluyla, iftar sofrası fotoğraflarıyla ilgileniyor. Kimin oruç tutup kimin tutmadığının çetelesini tutturuyor. Bunu yaparken öğrencileri ayrıştırdığının farkında değil. Beş yüz bin öğrenci okullarına devam etmiyor. Yüz binlerce atanamayan öğretmen varken kölelik düzeni gibi çalıştırılan ücretli öğretmenliği ortadan kaldırmıyor. Velhasıl ölen ölüp gidiyor ama sorunlar artarak devam ediyor. Fatma Nur ve görevleri başında öldürülen (şehit olan) öğretmenler için sadece taziye mesajları yayınlıyor ismini okullara veriyoruz ve unutup gidiyoruz. Bu da öyle olacak!.. “Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin. Karıncaları ezmeyen, ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen, sevgiyi hissetmeyi ve hissettirmeyi bilen çocuklar.” diyor Doğan Cüceloğlu. Bunun için de eğitim ortamlarının huzur ve güven içinde sürdürülmesi, öğretmenlerimizin görevlerini emniyet içinde yerine getirebilmeleri ve öğrencilerimizin sağlıklı bir eğitim ikliminde bulunmaları temel öncelik olarak ele alınmalı ve gereği vakit geçirilmeden yapılmalıdır. Ayrıca veli ve öğrenci karşısında öğretmenine sahip çıkan bir anlayışı hakim kılmalıyız. Hem öğrencilerimizi hem de öğretmenlerimizi korumak zorundayız. Aksi durumda bu acıları yaşamaya devam ederiz. Mekanın cennet olsun Fatma Nur öğretmenim. Sadece sen ölmedin; geleceğimiz de ölüyor.

Devamını Oku