DOLAR

49,5755$%0,08

EURO

55,6515€%0,13

STERLİN

66,2382£%0,42

GRAM ALTIN

6.564,22%-0,48

BİST100

%

BİTCOİN

4030171฿%-1.92447

a
Ferda Akgül

Ferda Akgül

20 Ekim 2026 Salı

YEMİN GİBİ AKLINIZDA TUTUN!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

(Bir araştırmacının notlarından)

Hiç düşündünüz mü?

Madem Kurtuluş Savaşı’nda sadece Yunanla savaştık, o halde Mudanya Ateşkesi’ni neden İngilizle, Fransızla, İtalyanla yaptık?

Tam olarak kurtulduğumuz neydi?

1922’de ordularımız İzmir’i alınca vakit kaybetmeden İstanbul’a yöneldik. Malum, İstanbul İngilizlerin elindeydi.

Bütün ordu İzmit’e yığıldı ve harekât için gün sayıldı derken ateşkes önerdiler.

Lozan görüşmeleri başladı.

Ordumuz İzmit’te beklerken Lozan süreci 8 ay sürdü.

İyi ama niye? Hangi konuda anlaşamıyorduk?

Musul mu?

Hayır dostlar, Musul 1 ay konuşulup geçildi. Lozan’ın 8 ay sürmesinin 3 ana sebebi vardı. Yemin gibi aklınızda tutun bu 3 sebebi:

1. Kapitülasyonlar: Yüzyıllarca padişahlar “kapitülasyon” adı altında yabancılara öyle imtiyazlar verdi ki gün geldi tepemize çıktılar. Bankalar, işletmeler, limanlar vb. onlarındı. Ordumuz Voynuklar, Martolozlar, Cerahorlar ismiyle Hristiyan askerlerle doluydu. Gün geldi Almanlar yönetti. Paralarımızın üzerine Fransızca, Ermenice, Yunanca ibareler kondu. Devlet dairelerinde onların bayrakları dalgalanıyordu. Faturalardan istasyon isimlerine kadar her şey onların dilindeydi. Aynı bugün Suriyelilere tanınan vergi ve askerlik gibi ayrıcalıklar o kadar artmıştı ki bir yabancı suç işlediğinde Osmanlı zabiti onu tutuklayamıyor, kendi konsolosu gelip ilgileniyordu. İşte bu rezil düzenin, yani kapitülasyonların Lozan’da kaldırılması için ısrar ettik. 8 ay buna direndiler ama sonunda kabul ettiler.

2. Mali Bağımsızlık: Bilindiği üzere Osmanlı ekonomisi çökünce Dûyun-ı Umûmiye kurulmuş ve yabancılar Osmanlı maliyesine el koymuştu. “Yabancıların bu egemenliği bitecek, Türkiye’nin ekonomisi bağımsızdır!” dedik. 8 ay direttiler ve sonunda kabul ettiler.

3. Hukuki Egemenlik: Gayrimüslim ile Müslümanın anlaşmazlığı bile çözülemiyordu çünkü Osmanlı mahkemelerini tanımıyorlardı. Lozan görüşmelerinde “İdari, adli ve hukuki bağımsızlığımızı tanıyacaksınız. Yani Türkiye egemen olacaksa bir yabancı suç işlediğinde Türk mahkemesinde yargılanacak!” dedik. 8 ay Türk yargısını tanımak istemediler ama sonunda kabul ettirdik!

Yani Lozan’da Türkler; yüzyıllarca yabancılar tarafından tanınmayan Türk hukukunu ve egemenliğini yabancılara kabul ettirdiler. Lozan imzalandığı gün imtiyazlı olan bütün yabancılar; evlerinden, dükkânlarından, idari kurumlardan yabancı bayraklarını kaldırdılar. Yabancı gazeteler “Türk Zaferi” diye başlıklar attılar. Hükümeti düşen İngiltere eski Başbakanı Lloyd George, Lozan Antlaşması’nın İngiltere için bir hezimet olduğunu açıkladı.

Bakınız, bugün Papaz Brunson’a “casus-hain” dediler, sonra Amerika istedi diye salıverdiler. Oysa Lozan’a göre papazı yargılamak bizim egemenliğimizdeydi; onu salmakla egemenliğimizi zedeledik.

İşte Lozan budur.

Unutmayın; Kurtuluş Savaşı’mızın sonunda İngiliz hükümeti düştü, Yunanistan’da ihtilal oldu, Yunan bakanlar Altılar Davası’nda kurşuna dizildi, kral sürgün edildi, Mısır’daki milliyetçiler ayaklandı, Hindistan’daki direniş sertleşti, İngiltere ve Fransa ilişkileri kopma noktasına geldi ve Türkiye’nin yeni sınırlarını tüm dünya onayladı.

Sahte tarihçiler “Musul verildi” diyerek Lozan’daki bu çok kıymetli egemenlik haklarımızın üzerini örtüyor. Oysa Musul, Cihan Harbi’nde kaybedildi. 12 Ada ise Uşi Antlaşması ile İtalya’ya bırakılmıştı. Uşi, Lozan şehrinin bir semti olduğu için bu adaların Lozan’da gittiğini sanıyorlar… Ya da bu gerçeği bildikleri halde millete yutturuyorlar.

Lozan’da adli, hukuki, askerî ve mali egemenliğimizi kazandığımızı bilin. Türkiye savaşarak egemen bir devlet oldu. Geçmişte “Lozan hezimettir” diyen İngiltere’nin sözlerini bugün hâlâ devam ettirenlerin ve bunun üzerinden Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı yapanların aslında kimler olduğunu ve hangi çıkarlar için bunları yaptıklarını iyi düşünün sevgili okuyucular…

Suriyelilere ayrıcalık tanınamaz! Bu ayrıcalıklar kaldırılsın diye bizzat Lozan’da direten bizdik. Öğretin çocuklarınıza!

SOSYAL VE EKONOMİK TESPİT

Şahsi kanaatim o ki; ülkemiz kesinlikle Yunanistan’ı muhatap almamalıdır. Zira ülkeler de insanlar gibi düşmanı kadar alan kaplar. Rakipleriniz ve hasımlarınız sizin boy ölçünüzü belirler. Bizim düşmanımız; dünya firavunlarının kuklası kraliyet ailesi ve dünya firavunlarının jandarması Amerika’dır. Şımarık çocuğa prim vermeye gerek yok. Rusya’nın durumuna düşmek bizi hafifmeşrep kılar.

Ve yine şahsi kanaatim o ki:

Doğu Akdeniz’de bulunan petrol ve gaz yataklarından güçlü bir pay alacağımıza inandığı anda Yunanistan bizim yanımıza geçecektir. Biz de söz konusu yataklardan aslan payını alırsak —ki alacağız— gelecek yüzyılda çocuklarımız cari açık vermeden, rahat bir ülkede yaşarlar. Yeter ki enerjiyi Amerika’dan kurtarıp içerdeki belli başlı “yerli ve millî” beşli, dokuzlu, onlu çetelere kaptırmayalım.

Doğru yolda olana selam olsun!

Devamını Oku

SEZEN AKSU SARI ODALAR!

SEZEN AKSU SARI ODALAR!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

(Bir Yudumlama Hikâyesi)

Her toplumda kadın olmak zordu ve zor olmaya da devam edecek.

Bu zorluğun içtimai (toplumsal), bireysel, dinsel, mezhepsel, siyasi, ekonomik, psikolojik veya fizyolojik binlerce nedeni var ve o nedenlere girmek istemiyorum.

Bu ve bunun gibi konu başlıklarını senelerdir isimlerinin önünde bir kulaç unvanı olan koca koca adamlar her fırsatta konuştu, sonra evine gitti, eşine şiddet uyguladı. 

Ertesi gün, “Şiddetin her türlüsüne karşıyım,” demeyi de ihmal etmedi.

Oysa ben size bir gerçeği sunmak istiyorum.

Bundan senelerce öncesinden, yârin ellerini tutmanın yasak sayıldığı yıllardan, toplumsal yargıları kırıp “Ben buradayım!” diyen bir kadından söz etmek istiyorum. 

Binlerce, hatta on binlerce kadına var olmayı öğreten kadından…

Yani Sezen’den.

“Sayın” demesem alınmayacak birinden.

Bir öğreti hocasından!

Neler öğretmedi ki Sezen!

Sevmeyi öğretti.

Aşkı öğretti.

Bir lodos, kürek ve kayıkla denize açılıp duygularını sulara dökmeyi öğretti.

Uzak diyarlarda olsa da yasak aşkına yanmayı ama dert yanmamayı, dik durmayı öğretti.

Adını saklamayı öğretti.

Susmayı öğretti.

Kedilerle mutlu olmayı, şehre gelecek bir filmle gülümsemeyi öğretti.

Kadın veya erkek, kimsenin masum olamayacağını öğretti.

Günaha batma hakkımızın da olduğunu öğretti.

Kimi buna “kültürel emperyalizm” der, kimi “öğreti” der… Her deyişe saygım var ama saygı duyamayacağım tek şey, Sezen gerçeğinin olmadığını söylemek olurdu.

Ama beni Sezen’e bağlayan tek ve yegâne şey, bir kadının kendi kendine yapabileceği en büyük terapiyi yapması oldu. Freud’un terapi için “Konuşma tedavisidir” tezi doğru ise; bunun en büyük örneği hem kendisi hem de toplum için Sezen’dir desek eksik ama yerinde bir tespit olurdu!

“İnsan kendinin nasıl doktoru olur?” diye bana sorsalar, hiç düşünmeden “Sezen gibi,” derdim.

Sevmiş belli ki kadın.

Yanmış, belli.

Ağlamış!

Sızlamış ama sızlanmamış!

Bu ne asil bir duruştur ki şu cümleleri yazabilmiş:

Ben senin hayatından gittim oğlum

Hadi yerime koy birini, koyabilirsen

Ben senin hayatından gittim oğlum

Hadi dur o sarı odalarda, durabilirsen

Ben sen sen diye bittim oğlum

Hadi bakalım unut, unutabilirsen

Ben seni yudum yudum içtim oğlum

Hadi ol eskisi gibi, olabilirsen

Uzak benden aşk, uzak artık

Kanun mudur bu yasaklık?

İnan içimde yok fesatlık

Alırım başımı giderim efeler gibi

Efeler gibi hey!

Aşkını öyle bir sızı ve serzeniş içine sokmuş ki: “Seni ne kadar sevsem, yansam da ben senden alacağımı aldım. Şimdi ta Ankara’ya kadar yolun var!”

Bunun adı özgüvendir, kadınca duruştur.

Bunun adı bencillik olmasa da “Bensiz de olmaz” demektir.

Hadi, şimdi sizi terk edenlere haykırın:

“Ben seni yudum yudum içtim oğlum… Hadi ol eskisi gibi, olabilirsen!”

Olabilen oldu mu?

Doğru yolda olana selam olsun!

Devamını Oku

ONURLU DURUŞ!.

0

BEĞENDİM

ABONE OL

(Elinde sopayla oturan zenci Abd başkanını hatırlıyor musunuz?)
Dedeleri ırkçı emperyalizm tarafından gemi ambarlarında elleri iplerle bağlı olarak getirilen ve Amerika’nın, hatta dünyanın en pis işlerinde çalıştırılan; beyazlarla aynı tuvalete gidemeyen, insan diye yüzlerine bakılmayan, hayvandan daha aşağı yaşatılmış, aç, susuz, adeta köpekleştirilerek yaşam sürdürülmüş olan, yeri gelmiş kadınları, yeri gelmiş erkekleri kölelik için damızlık hayvan muamelesi görmüş olan bu insancık; elinde sopayla geçmişini sorgulamadan bu emperyalizmin devamını sağlamak için Türkiye’ye ve dünyaya meydan okudu.
Geldiği yeri unutan it gibi değil mi?Aziz milletim:Şimdi siz İmralı’da adayı kirleten puşta itibar gösterirseniz, elinde sopayla Türk milletine ayar vermeye çalışır.Yok eğer haddini bildirirseniz düşmana havlar.
Sosyolojik temel kuraldır.Amerika bunun adına “uyum süreci” der.
Herkese yerini ve haddini bildirmek zorundasınız.Yukarıdaki fotoğraf ibret vesikası bir resimdir.Gelelim emperyalist Amerika ve ortaklarına…
Uzun tarihe gerek yok.Daha dün, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda —ki kazanılan en son Türk toprağıdır— bize yardım eden Irak’tan Libya’ya herkesle düşman olup, bizi gaz yağı ve sana yağı kuyruğuna muhtaç eden ve ambargo uygulayan Amerika’yla nasıl dost oldunuz?
Ne oldu da İran’la uçak seferlerini bile durdurma kararı almaya çalışıyoruz.Ham softa mollalar İran’ka kafir diyor bizden de ses çıkmıyor.Çakma tarihçi İran’a düşman İngilize ve dost olup hâlâ itibar görüyor.THY İran’a uçmuyor. Aktarmalı uçuşlar vs. var ama İran uçmaya devam ediyor.Eğer Amerika’ya, Amerikanın zencilere yaptığını biz yapmazsak onlar bize yapar.O zaman zenci Barack gibi Amerika derin devletinin eli sopalı köpeği oluruz.Barack gibi “Başkan” diye itibar bile gösterirler.Ama bu durum tasma gerçeğimizi değiştirmez.Eğer Amerika’ya karşı sert ve onurlu durursak, Amerika’nın eline sopayı verir, onu biz kullanırız.Onur, insanı insan eden yegâne imandır.Onur imandır.Onursuz insanın imanı da piçtir.Onurlu olalım ve onların her dediğini emir telakki etmeyelim.”Ettiniz” de demiyorum…Etmeyelim.
Edip etmediğinizin kararını biz değil, zaman verecek.Zaman…ONUR DEMİŞKEN…Fatma’yı hatırladınız mı?Fatma devletin her olanaklarından faydalanacak kadar da güçlüdür.Ne kâr eder, ne zarar eder bilir.Çünkü o “ rabbinin nimet verip denediği kullarından” olan ablasından bazı işleri öğrenmiştir.Neydi adı?Zehra mıydı?Türbanlı bacıdır Fatma.Camide çekilmiş resmi bile vardır.Duası niyazı yerindedir.Bir gece rüyasında kâr edecek ve para kazandıracak kağıtları görür.Allah’ta bacımıza verir.Bak bacımız nasıl ticaret yapar.
️Yatırılan ve Çekilen Tutarlar: Fatma Betül Sayan Kaya: Yatırılan Ana Para: 63 milyon 359 bin TL Çekilen Toplam Tutar: 1 milyar 344 milyon TL Net Kazanç: ~1 milyar 280 milyon 641 bin TL Eşi İlyas Kaya:
Yatırılan Ana Para: 99 milyon 687 bin TL Çekilen Toplam Tutar: 826 milyon TL Net Kazanç: ~726 milyon 313 bin TL Toplam Bilanço Toplam Yatırılan Para: ~163 milyon 46 bin TL Toplam Çekilen Para: ~2 milyar 170 milyon TL Toplam Net Kazanç: ~2 milyar 6 milyon 954 TL Kimi Allah’tan korkmaz kuldan utanmazlar bu ticareti anlamıyorlar.
Allah camide resmi olan bacımıza değilde size mi verecek. Hem bu para ne ki?Daha ne türbanlı bacılarımız var.Ne dini bütün abilerimiz var…Ya Filistin davası için kazanılan para deseydi?Ne diyecektiniz.Düşünelim.!Böyle “onurlu” olmak mı yoksa emekli polisimizi gibi ölmek mi lazım.O kararı vicdanlara bırakıyorum.Böyle onurlu, rütbeli, itibarlı makam sahibi olmaktansa Neyzen gibi beş parasız ölmek daha erdemli değil midir?Değerli dostlarım:Onurlu duruşun dini, partisi, milliyeti, ırkı, soyu, tarikatı olmaz.O onurlu duruş memeden emdiğin helal sütle, babanın sofrana getirdiği helal lokma ile doğru orantılıdır.Yani damarlarındaki asil kanda mevcuttur.Unutmayalım ki, Hazreti Muhammet’e peygamber olmadan önce Güvenilir Adam Muhammet denilirdi.Doğru yolda olana selam olsun.

Devamını Oku

HALİME ÇAVUŞ.

HALİME ÇAVUŞ.
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Millî Mücadele Dönemi’nin en cesur, en sıra dışı kahraman kadınlarından biridir. Kastamonu’nun Duruçay köyünde doğan Halime Çavuş, vatanın işgal altında olduğu dönemde cepheye gitmek için kadın kimliğini gizlemek zorunda kalmıştır.

Saçlarını kazıttı, erkek kıyafetleri giydi ve çevresindekilere adının “Halim” olduğunu söyledi.

Ailesinin tüm engellemelerine ve itirazlarına rağmen babasının çiftçi giysisini giyerek yola çıktı ve Kastamonu’da kurulan sevk birliklerine yazıldı.

Öyle çakma kahraman, kamyonla sokağa çıkıp kahraman değil ha.!

Gerçek kahraman Türk kadınız

Halime Çavuş, Kurtuluş Savaşı’nın lojistik kalbi sayılan İnebolu-Ankara hattında (İstiklal Yolu) görev aldı.

 İnebolu Limanı’na gemilerle getirilen mühimmat, cephane ve silahların cephane arabalarıyla karadan cepheye taşınmasında aktif rol oynadı.

 İklim şartlarının son derece ağır olduğu Kastamonu ve Çankırı yollarında kışın dondurucu soğuklarına rağmen cephanenin ıslanmaması için kazağını mühimmatın üzerine örtecek kadar vatansever bir mücadele sergiledi.

Halime Çavuş’un gerçek kimliği, İnebolu yakınlarında cephane taşırken karlı ve dondurucu bir günde ortaya çıktı.

Bir denetim sırasında paşa kıyafetli bir komutan (Mustafa Kemal Atatürk), soğukta üzerindeki kazağı cephanenin üstüne örten bu genç askeri gördü.

Mustafa Kemal Paşa: “Evladım, neden üzerindeki kazağı cephaneye örttün? Sen üşümüyor musun?”

Halime Çavuş: “Beyim, ben üşüsem bir şey olmaz ama cephane ıslanırsa millet batar!”

Atatürk onda eğitimli bir asker olmamasına rağmen içindeki vatana bağlılık sadakatini görünce kimliğinin araştırılmasını istedi.

Ve kadın olduğu ortaya çıktı.

Böyle binlerce kahramanı olan milletin idaresi:

Yine “en az üç çocuk” demiş ve azalan Türk nüfusu için çalıştay yapmaya karar vermişsiniz.!

Anlıyorum.!!!

İdareciler:

Türkler akıldan yoksun insanlar değiller ve bakamayacağı çocuğu yapmıyorlar.

Çalıştaya fikirsel katkımız olacaksa; ev kiralarında üst limiti 5.000 TL  yıllık eğitim harcamalarını ücretsiz yapmak maharetiyle özel okulları da kapatın ve üniversite bitiren gencin işini de garantileyin.

Tek şikâyetin ölümden olacağı bir memleket yaratın.

Yatağa giren adam ve kadın gaz, elektrik, kira, çocuğun okul harçlığını düşünmesin.

O adam da  kadın da  seve seve sevişerek çocuk yapar.

Yoksa sevişmek sevgiden değil görevden gelir:

Sevgisiz çocuklar doğar ve insanlık bunlarla uğraşmak zorunda kalır.

Değerli idareciler:

Yine köprü ve otoyol’ları satmaya karar vermişsiniz.

Bir de milletin kurduğu köprüyü otoyolu niye satar.

İllaki satacaksa neden halkına satmaz da bir gruba, bir kişiye satmak  ihtiyacı hisseder?

Ayrıca benim olanın satışının kararını ben neden vermiyorum?

Çok şey konuşulup yazılır ama hepsi havada kalır:

Atı alan Üsküdar’ı geçti.

Doğru yolda olana selam olsun.

Devamını Oku

EY YÜCE MİLLET.

EY YÜCE MİLLET.
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Haksızlığa ve zulme baş kaldıran, yaratanına saygılı, yaratılan her şeyi seven Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.

Bunun adı ırkçılıksa ırkçılık. slotbar güncel adres

Türklerden korkusuna dünyanın en büyük seddini yapan Çinliler dünyada söz sahibi olmuş; Türkler ise onlarca parçaya bölünmüş… 

Dinler bölmüş, 

Boylar bölmüş, 

Soylar bölmüş…

Emperyalistler bölmüş,

Komünistler bölmüş,

…derken bir adam gelmiş; “Bir Türk dünyaya bedeldir!” ve “Ne mutlu Türk’üm diyene!” diyerek kaybolan bir milleti yeniden diriltmeye çalışmış. 

Ona da Türk gibi görünen ecnebiler düşman olmuş. 

Gelinen finalde ise koca Türk milleti bir avuç çapulcuyla masaya oturmuş, öyle mi?

Özbek’ten Tatar’a, Kırım’dan Türkmen’e asil Türk milleti; ne zaman kendin olacaksın?

Ey yüce millet;

Sen ne zamandan beri seni öldüreni affettin.

Sen aman diyene el kaldırmazsın.

Aman diyene el kaldırma ama sana kendi doğrusunu dayatanla milletinin değerleriyle oynayanla savaş.

Ne demişti sana deden:

Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir?

Yani, devletin ve geleneklerin (törenin) sonsuza kadar yaşayacak.

 Gök çöküp yer delindiğinde yani kıyamet koptuğunda yıkılabilecek.

Onu da ancak Allah yapar.

Dünya durdukça var olacaksın.

Dedenin dediklerini unutma.

Ulu sözü dinlemezsen kurt gibi değil, çakal gibi ulursun.

“Titre ve kendine dön / gel”

İstiklal şairi Âkif’in dediği gibi sen kahraman ırksın sana izmihlal ( Yok oluş, çöküş) yok.

Sen zaferler kazanmış yüce Türk milletisin.

Zafer Bayramın kutlu olsun.

DEM’Lİ GÜNLER!

Geçtiğimiz seçimleri PKK uzantısı DEM Parti kazansaydı neler olurdu?

1-Apo’ya özgürlük gündeme gelirdi ve özgürleşirdi.

2- PKK militanlarına af gündeme gelirdi ve affedilirdi/

3- Apo’ya hakaret suç kapsamına alınırdı. Apo’ya hakaret eden mahkûm edilirdi.

4- Apo’ya lider denirdi.

5- PKK halk nezdinde kabul görür, özellikle Kürt gençler arasında itibar gösterilen ihtimamlı bir örgüt haline gelir; Apo’nun ismi ise “Önder Apo” olarak anılmaya başlanırdı.

6- Her devrin dümbüğü olan bir takım aydın ve gazeteciler beslenir, ecnebilerin borusu ötsün diye sözde gazeteciler maharetiyle çalışmalar yapılırdı.

7-Türküm doğruyum  diye sözle başlamak ırkçılık, Kürt halkı diye sözle başlayıp her türlü pisliği yapmak erdem sayılırdı.

8- Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemi gibi Türkler aşağılanır bütün azınlıklar kutlu insan kabul edilirdi.

İyi iktidar değiller.

Doğru yolda olana selam olsun.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.