46,1222$% 0.02
53,4152€% 0.37
61,8623£% 0.48
6.438,90%0,30
13.836,77%-0,17
2893466฿%-0.23369
09 Haziran 2026 Salı
(Güzergâhın Ortasındaki Mahcubiyet)
Giresun’da bir kahvehaneye veya çay ocağına otursanız, fındıktan hemen sonra konu dönüp dolaşır o bitmeyen yollara gelir.
Bugünlerde de bir fısıltı dolaşıyor sokaklarında şehrin: “Bizi yine pas mı geçtiler?
Tren yolu Giresun’u teğet mi geçecek?”
Bakanlık her ne kadar “Hayır, Samsun-Sarp hattı burayı da kapsıyor, haritada yeriniz baki” dese de, Giresunlunun göğsündeki o eski kırgınlığı söküp atmaya yetmiyor resmî açıklamalar.
Çünkü Giresunlu çok resmi yalanlarla kandırıldı.!
Zira bu şehir, vaatlerin rüzgârıyla serinletilip, icraatın sıcağında arkada bırakılmaya alışık.
Mesele sadece rayların buradan geçip geçmeyeceği değil; mesele, o raylar döşenirken bu şehrin sesinin ne kadar duyulduğu.
Karadeniz’i bir uçtan bir uca bağlayacak bir demiryolu hayali, bu coğrafyanın kaderini değiştirecek kadar büyük.
Samsun’dan yola çıkıp Sarp’a varacak bir tren, elbette Giresun’un da toprağına basacak. Ancak Ankara-Samsun hattının ihaleleri konuşulurken, sahil şeridinin takvimi hep bir sonraki bahara erteleniyor. İşte o “sonraki baharlar”, Giresun’un ömründen çalıyor.
Üstelik bu kafa karışıklığının arkasında daha derin bir yara var.
Şehir aylardır, yıllardır Güney Çevre Yolu’nu bekliyor.
Trafiği sahil şeridine sıkışmış, nefes almakta zorlanan bir kent burası.
Çevre yolu yatırım programlarına bir türlü tam anlamıyla kurulamamışken, üstüne bir de hızlı tren projesinin belirsiz takvimi eklenince, Giresunlu haklı olarak soruyor:
“Biz bu haritanın neresindeyiz?”
Demiryolu projesinde Giresun devre dışı bırakılmadı, evet. Resmî evraklarda, sunumlarda, projeksiyonlarda adımız hep var.
Ama bir şehri sadece haritada tutmak yetmez; onu geleceğin planına, bütçesine ve en önemlisi adaletine dahil etmek gerekir. Giresun, Karadeniz’in üvey evladı değil, tam kalbidir. Ve kalbi durdurulmuş bir Karadeniz projesi, menziline asla tam varamaz.
Çünkü Giresun sıradan bir şehir değil, kurtuluşu olmayan bir şehirdir.!
Giresunlunun gözü kulağı Ankara’da, ama artık sadece söz duymak istemiyor.
Şehir, o trenin sesini sahiden duymak, rayların ağırlığını bu toprağın hissetmesini bekliyor. Çünkü geç kalan adalet gibi, çok geç kalan yatırım da şehirlere hep biraz mahcubiyet bırakır. Ve Giresun, bu mahcubiyeti daha fazla taşımak istemiyor.
Çünkü Giresun’da mahcubiyeti yaşarsa, kimse kusura bakmasın o yüce gönüllü insanlar sandığa bile gitmezler.
İstemeye istemeye verdiğiniz Tıp Fakültesi bırakın Karadeniz’i Türkiye’de söz sahibi oldu.
Trabzonlu kardeşlerim kusura bakmasınlar. Giresun Trabzon ilçesi değildir.
Ama bütün Karadeniz Görele‘nin bir ilçesidir ve Görele Giresun’a aittir.
Umarım mesaj anlaşılmıştır.
Doğru yolda olana selam olsun.!
(Görülen lüzum üzerine yeniden anlatmak gerekir.
Zira zalimler kapıya geldi.)
Kanadalı Alamos Gold şirketinin, ağaçlarımızın kesilmesi nedeniyle kamuoyunda duyulmasına neden olan maden girişiminden elde edeceği kazanç 4 milyar dolar.
4.000.000.0000$
Şuraya bakar mısın.?
En iyimser rakamla dörmilyar dolar.
Dört, beş, altı…..
Amaaan bana ne elin parasından değil mi.?
Çanakkale’yi geçilmez kılan, kan ve can borcumuz olan dedelerimize olan saygımızdan utanmıyoruz da elin parasını mı düşüneceğiz…
Neyse.!
Bölgeye 100 milyon dolar yatırım yaptıklarını belirten şirketin CEO’su John A. McCluskey, 4 milyar dolar kazanmayı hedeflediklerini söyledi.
Bir koyup on almayı kim öğretti ise artık..
Bire aldıklarını, belediyeye ona satmayı hatta yirmiye satmayı kimden öğrendilerse değil mi.?
Ee sen, senin belediyeni öyle seversen elde seni öyle sever.
Neydi bir deyiş vardı, “öyle başa öyle tarak” mıydı, neydi.?
Sonra ne mi dedi.?
Açıklamada McCluskey,”Yabancı işçi çalıştırmıyoruz.
Türkler taş taşımakta çok iyiler” dedi.
Ne dedi ne dedi.!
Bize lütfetti beyimiz.
Bizden başka işçi çalıştırmayacakmış.
Biz taş işinde dünyanın en iyisiymişiz…
Sevindim..
Bataklığı tek seferde geçen eşeğin sahibinden aferin alması gibi sevindim.
Öyle demen, ben kendi adıma sevindim.
Sonra mahkemelerde uğraşamam valla.
Ben kendi adıma sevinirim….
“Türkler taş taşımakta çok iyiler” dedi.
Kime dedi.?
Sizin ifadenizle “Yeni Türkiye’ye”…
Yani cumhuriyetin çömez devletine değil.!
Muhtarından Cumhurbaşkanına kadar, güçlü ülke Türkiye’ye…
Bak sen şu “gavura” ya.!
Bu sözde denir mi.?
Neyse, dedi bir kere…
Demese iyiydi.!
Dağlarımızda ağaçlar kesildi, vicdan azabı çektim.
Altından altınlar götürüldü, ben taşını taşıdım ve kendimi parya gibi hisettim.
Sonra döndüm aynaya baktım ve kendi kendime dedim ki, ne diyordu şairlerin şairi, fikir adamı Necip Fazıl:
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
Ey büyük şair:
Şiirini yazdığın kaynak hiç değişmedi.
Kimi zaman “dinsizlerden” idareci yaptılar, kazanan onlar oldu.
Kimi zaman “dindarlardan” idareci yaptılar, kazanan onlar oldu.
Kısaca kazık aynı kazık, atan eller değişti…
Efendiler:
Ülkemizin son çeyrek asrına damga vuran iktidar partisine diyorum ki:
Siz iktidara geldiğinizde on yaşında olan çocuk, şimdi otuz yaşında değil mi.?
Öyle mi .?
Peki.!
O, on yaşındaki çocuklardan, on tane maden mühendisi, on tane jeoloji mühendisi, on tane de on milyon doları olan ama milletin a..koymayan müteahhit bulup, bu madeni biz işletsek de, taş işinde Türkler çalışmasa olmaz mıydı.?
Ey adaletine sığındığım Türk milleti kararı siz verin ve siz jüri siz olun.
Zira başka sorum yok…
Doğru yolda olana selam olsun.!
Not: Üzerinde ağaçlarını kesip cehennem ettiğiniz evren, size altını da toprağın altını da cehennem eder.!

Bir süre hastalıkla mücadele ettim ve doktorum bana; “85 yaşında olsan anlarım ama bu kalbi bu hale nasıl getirdin” dedi. Diyemedim ki düşünen insanların erken yorulması biraz bundandır ve sen gamsız adamların saçlarında bile beyazlık gördün mü? Kimi damarları açtılar kimisi %90 kapalıymış? Umurumda mı? Tatbikî değil. Yaşadığım sürece hep doğruyu söyledim ya ölüm ne ki? Bunu fikri olup da söylemeyen böcekler düşünsün! Neyse… O süreçte çok düşünme imkânım ve fırsatım oldu. Şu üç şey beni tekrar doğruladı! 1-Kur-an aklından bir çıkarımızda şu: Firavun Musa’yı üç temel esasla suçladı. 1-Vatan hainliği. 2-Din düşmanlığı. 3-Anarşi ve Terör. Düşünsene firavunsun biri sizi hakikatle yüz yüze getiriyor. Ona yapacağın tek şey düşman olmak ve onu anarşi, terör, din düşmanlığıyla suçlamak. ABD İran’a hangi gerekçeyle saldırıyor? 1-İran halkına rejimin ihaneti. 2-Anarşi ve terör. 3-Din düşmanlığı yani kendi dinine inanmayanlardan olması. Kur-an ana koordinatları vermiş akıl da görendir… 2-Nerde bir haddi aşan ırkçı eylem görsem, nerde bir “biz aşiret çocuğuyuz” diye söze başlayan nesebi bozuk pi.. görsem hemen aklıma Büyük Atatürk geldi. Soyu ile övünen soysuz köpeklere haddini bildiren ve başlarına bomba yağdıran, dinden kazanç sağlayanlara dar ağacı kurduran Büyük Atatürk aklıma geldi. Şiiler ölürken tarafsız kalanları görünce de devletin laik duruşu aklıma geldi. 3- Sokrat’ın dediği gibi “demokrasi eksik yönetim sistemidir. Kuru kalabalıkların seçtikleri de kuru ve kalabalık oluyor.” Dünya savaştan kurtulmak için iki şeye dikkat etmeli. Birincisi oy kullanılacak insanlar dünya üzerinde olan olaylardan ve ülkesindeki sosyo-ekonomik politikalardan sınava tabi tutulup en az 100 soru soruda 80 almayı başaramayanlara oy kullandırmamalı. …ve Kur’an’ın da istediği nitelik nüfus. Aile, birey, evlilik insan ve çocuk hakları gibi içini doldurabilirsiniz en az 100 sorudan 80 almayı başaramayanlar evlenip üreyip çoğalmamalı.“Suça bulaşmış çocuk” değil kendine ailesine ve topluma faydalı bireyler yetiştirmeyi başaran ailelerin çocukları üreyip var olmalı. Millet veled-i zinalarla uğraşmamalı. O gün dünya yaşanacak savaşlardan kurtulmuş bir gezegen olur. 3- İslam peygamberi Muhammet aleyhisselamın savaşı ibadet savaşı değil, adalet savaşıydı. Zira Ebu Cehil ibadet eden dinci adamdı ve kanaat önderiydi. Aynı zamanda da kabenin kontrolü de kendisindeydi. Şimdi İslam alemi düşünmeli; umre ve hacdan elde edilen gelir adalet için mi harcanıyor? Yoksa Siyonizm için mi harcanıyor! Yemen’de Suriye’de Filistin’de açlar mı doyuruluyor. Yoksa başlarına ABD, Rusya, Çin ve İsrail yapımı bombalar mı yağdırılıyor? Öyleki bu soruyu müftüye, imama, şeyhe, yazara ona buna sorarak cevap bulamazsınız?Karar vicdanınızın.Vicdan. Vicdan şeytanla tanrının savaşında hiçbir maddeyi araya koymadan bir bebek, çocuk masumiyetiyle aranmış tertemiz zerre kir bulunmayan Muhammedî duruştur. Ben buna Muhammedî vicdan diyorum. İslam peygamberin sünnetine de ancak bu şekilde uyulur. Ey şekilci ucubeler: Çıkarttın sahte sarıklarınızı ve yüzünüzdeki kiri kapatmak için uzattığınız uzun sakallarınızı. Görelim gerçek yüzünüzü. Vicdanlı mümin kardeşlerim: Allah ile aranızdan Allah ile aldatan şeytanları çıkartmazsınız, size Şah damarımızdan daha yakın olan Allah’ı anlamaz Allah’ı dahî put haline getirirsiniz. Para yapar cebinize koyar, Şeyh yapar önünüze koyar, hatta helva yapar taparsınız. Ömrünüz boyunca Allah’tan başka her şeyi bir vebal gibi sırtınızda taşırsınız. O nedenle Allah’ın kelamı Kur’an ı anladığınız dilde okuyun. İlaç prospektüsü gibi ezberlemeyin. Zira çare ilacın kendisinde. Aksi taktirde herkesin şimdilik cepheleştiği çok yakında kopacak olan büyük kıyamette kaybedenlerden oluruz.Bizim için diyorum ki:Bize her şeyi yanlış öğrettiler.
Beynime yüklenen 10 yıllık hurafeleri yıkmak için 30 sene uğraştım ve hâlâ uğraşıyorum.Bu kalp nasıl yorulmasın.
Doğru yolda olana selam olsun!