DOLAR

48,4540$%0,06

EURO

56,3103%-0,03

STERLİN

65,5888£%-0,04

GRAM ALTIN

6.850,25%-0,14

BİST100

%

BİTCOİN

3799417฿%-1.23668

a
Ferda Akgül

Ferda Akgül

08 Eylül 2026 Salı

HALİME ÇAVUŞ.

HALİME ÇAVUŞ.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Millî Mücadele Dönemi’nin en cesur, en sıra dışı kahraman kadınlarından biridir. Kastamonu’nun Duruçay köyünde doğan Halime Çavuş, vatanın işgal altında olduğu dönemde cepheye gitmek için kadın kimliğini gizlemek zorunda kalmıştır.

Saçlarını kazıttı, erkek kıyafetleri giydi ve çevresindekilere adının “Halim” olduğunu söyledi.

Ailesinin tüm engellemelerine ve itirazlarına rağmen babasının çiftçi giysisini giyerek yola çıktı ve Kastamonu’da kurulan sevk birliklerine yazıldı.

Öyle çakma kahraman, kamyonla sokağa çıkıp kahraman değil ha.!

Gerçek kahraman Türk kadınız

Halime Çavuş, Kurtuluş Savaşı’nın lojistik kalbi sayılan İnebolu-Ankara hattında (İstiklal Yolu) görev aldı.

 İnebolu Limanı’na gemilerle getirilen mühimmat, cephane ve silahların cephane arabalarıyla karadan cepheye taşınmasında aktif rol oynadı.

 İklim şartlarının son derece ağır olduğu Kastamonu ve Çankırı yollarında kışın dondurucu soğuklarına rağmen cephanenin ıslanmaması için kazağını mühimmatın üzerine örtecek kadar vatansever bir mücadele sergiledi.

Halime Çavuş’un gerçek kimliği, İnebolu yakınlarında cephane taşırken karlı ve dondurucu bir günde ortaya çıktı.

Bir denetim sırasında paşa kıyafetli bir komutan (Mustafa Kemal Atatürk), soğukta üzerindeki kazağı cephanenin üstüne örten bu genç askeri gördü.

Mustafa Kemal Paşa: “Evladım, neden üzerindeki kazağı cephaneye örttün? Sen üşümüyor musun?”

Halime Çavuş: “Beyim, ben üşüsem bir şey olmaz ama cephane ıslanırsa millet batar!”

Atatürk onda eğitimli bir asker olmamasına rağmen içindeki vatana bağlılık sadakatini görünce kimliğinin araştırılmasını istedi.

Ve kadın olduğu ortaya çıktı.

Böyle binlerce kahramanı olan milletin idaresi:

Yine “en az üç çocuk” demiş ve azalan Türk nüfusu için çalıştay yapmaya karar vermişsiniz.!

Anlıyorum.!!!

İdareciler:

Türkler akıldan yoksun insanlar değiller ve bakamayacağı çocuğu yapmıyorlar.

Çalıştaya fikirsel katkımız olacaksa; ev kiralarında üst limiti 5.000 TL  yıllık eğitim harcamalarını ücretsiz yapmak maharetiyle özel okulları da kapatın ve üniversite bitiren gencin işini de garantileyin.

Tek şikâyetin ölümden olacağı bir memleket yaratın.

Yatağa giren adam ve kadın gaz, elektrik, kira, çocuğun okul harçlığını düşünmesin.

O adam da  kadın da  seve seve sevişerek çocuk yapar.

Yoksa sevişmek sevgiden değil görevden gelir:

Sevgisiz çocuklar doğar ve insanlık bunlarla uğraşmak zorunda kalır.

Değerli idareciler:

Yine köprü ve otoyol’ları satmaya karar vermişsiniz.

Bir de milletin kurduğu köprüyü otoyolu niye satar.

İllaki satacaksa neden halkına satmaz da bir gruba, bir kişiye satmak  ihtiyacı hisseder?

Ayrıca benim olanın satışının kararını ben neden vermiyorum?

Çok şey konuşulup yazılır ama hepsi havada kalır:

Atı alan Üsküdar’ı geçti.

Doğru yolda olana selam olsun.

Devamını Oku

EY YÜCE MİLLET.

EY YÜCE MİLLET.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Haksızlığa ve zulme baş kaldıran, yaratanına saygılı, yaratılan her şeyi seven Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.

Bunun adı ırkçılıksa ırkçılık.

Türklerden korkusuna dünyanın en büyük seddini yapan Çinliler dünyada söz sahibi olmuş; Türkler ise onlarca parçaya bölünmüş… 

Dinler bölmüş, 

Boylar bölmüş, 

Soylar bölmüş…

Emperyalistler bölmüş,

Komünistler bölmüş,

…derken bir adam gelmiş; “Bir Türk dünyaya bedeldir!” ve “Ne mutlu Türk’üm diyene!” diyerek kaybolan bir milleti yeniden diriltmeye çalışmış. 

Ona da Türk gibi görünen ecnebiler düşman olmuş. 

Gelinen finalde ise koca Türk milleti bir avuç çapulcuyla masaya oturmuş, öyle mi?

Özbek’ten Tatar’a, Kırım’dan Türkmen’e asil Türk milleti; ne zaman kendin olacaksın?

Ey yüce millet;

Sen ne zamandan beri seni öldüreni affettin.

Sen aman diyene el kaldırmazsın.

Aman diyene el kaldırma ama sana kendi doğrusunu dayatanla milletinin değerleriyle oynayanla savaş.

Ne demişti sana deden:

Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir?

Yani, devletin ve geleneklerin (törenin) sonsuza kadar yaşayacak.

 Gök çöküp yer delindiğinde yani kıyamet koptuğunda yıkılabilecek.

Onu da ancak Allah yapar.

Dünya durdukça var olacaksın.

Dedenin dediklerini unutma.

Ulu sözü dinlemezsen kurt gibi değil, çakal gibi ulursun.

“Titre ve kendine dön / gel”

İstiklal şairi Âkif’in dediği gibi sen kahraman ırksın sana izmihlal ( Yok oluş, çöküş) yok.

Sen zaferler kazanmış yüce Türk milletisin.

Zafer Bayramın kutlu olsun.

DEM’Lİ GÜNLER!

Geçtiğimiz seçimleri PKK uzantısı DEM Parti kazansaydı neler olurdu?

1-Apo’ya özgürlük gündeme gelirdi ve özgürleşirdi.

2- PKK militanlarına af gündeme gelirdi ve affedilirdi/

3- Apo’ya hakaret suç kapsamına alınırdı. Apo’ya hakaret eden mahkûm edilirdi.

4- Apo’ya lider denirdi.

5- PKK halk nezdinde kabul görür, özellikle Kürt gençler arasında itibar gösterilen ihtimamlı bir örgüt haline gelir; Apo’nun ismi ise “Önder Apo” olarak anılmaya başlanırdı.

6- Her devrin dümbüğü olan bir takım aydın ve gazeteciler beslenir, ecnebilerin borusu ötsün diye sözde gazeteciler maharetiyle çalışmalar yapılırdı.

7-Türküm doğruyum  diye sözle başlamak ırkçılık, Kürt halkı diye sözle başlayıp her türlü pisliği yapmak erdem sayılırdı.

8- Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemi gibi Türkler aşağılanır bütün azınlıklar kutlu insan kabul edilirdi.

İyi iktidar değiller.

Doğru yolda olana selam olsun.

Devamını Oku

SADE VATANDAŞIN FİKRÎ SORULARI!

SADE VATANDAŞIN FİKRÎ SORULARI!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

1- Yakalanıp b.k çuvalı gibi teslim edildiğinde, titreyerek “Benim annem de Türk’tü, devletim ne görev verirse yaparım” diyen adam şimdi önder mi oldu yani?

Kabul edilemez.

Her Türk çocuğu gibi damarlarımdaki asil kan bunu kabul etmiyor.

2- PKK ile anlaşma kararını sadece şehit aileleri verir.

Bu mesele siyasi bir mesele değildir; ortada dökülen şehit kanı vardır.

Bu kanın bedelini PKK, Kürt kardeşlerimiz nezdinde ödemelidir.

Yani Kürtler, Öcalan’ın bir maşa olduğunu anlamalıdır.

Aksi halde dağa çıkan herkes önder olmaya kalkar.

Tarih yüz yılda bir yazılır.

Hem “Kısasta hayat vardır” diyen kitaba inanacak hem de egonuza yenilip düşmanla anlaşma sağlayacaksınız, öyle mi?

Samimi bulmuyor ve kabul etmiyorum.

3- Ayrıca gazilerimizle polisimizi karşı karşıya getirmek vicdanlarımızı yaralıyor.

Devletin yetkilileri kendine gelmeli.

Olmaz böyle…

Yarın vatan için savaşmaya hainler değil, yine o gaziler gidecek.

Kendinize gelin.

Toplumsal hafıza, bir milletin varlığını ve kimliğini sürdürmesindeki en güçlü kalkandır.

Ancak son dönemde kamuoyunda yürütülen tartışmalar ve siyasi söylemler; Türkiye’nin temel değerleri, millî birliği ve tarihsel hafızası etrafında ciddi kaygılara ve soru işaretlerine yol açmaktadır.

Vatandaşların zihnini kurcalayan, köklü ilkelerin ve devlet anlayışının ne yöne evrildiğine dair tartışılan temel konuları ve öne çıkan soru işaretlerini şu başlıklar altında ele almak mümkündür:

Söylemler ve siyasi duruş üzerine soru işaretleri:

Siyasi aktörlerin terörle arasına mesafe koyup koyamadığı veya bölgesel krizler üzerinden yürüttüğü söylemler kamuoyunda yakından takip edilmektedir.

Özellikle Gazze’de yaşanan insanlık dramı üzerinden yapılan (Pkk vekillerinin açıklaması) birtakım açıklamaların ve sert söylemlerin, toplumda bir tehdit veya gerilim dili olarak algılanması tepkilere neden olmaktadır. Vatandaşlar, siyaset kurumunun millî güvenliği ve iç huzuru önceliklendiren net bir tutum sergilemesini beklemektedir.

Atatürk ilkeleri ve millî kimlik tartışmaları:

Cumhuriyet’in kurucu değerleri, Millî Mücadele ruhu ve Mustafa Kemal Atatürk’ün bıraktığı miras, toplumun geniş kesimleri için vazgeçilmez bir birleştirici unsurdur. Andımız’ın kaldırılması, “Türk” ve “Türkiye” kavramları etrafında yürütülen adlandırma tartışmaları ile bazı çevrelerin kullandığı dil; kurucu felsefeden uzaklaşıldığı yönündeki kaygıları derinleştirmektedir. Türk milletinin asli unsurlarının ve millî sembollerin tartışmaya açılması, toplumsal çimentonun zedelenmesi riskini taşımaktadır.

Vakıf malları ve dinî mecralara yönelik politikalar:

Gayrimüslim azınlıklara ait vakıf mallarının iadesi ve tarihî yapıların ibadete açılması süreçleri; bir yandan mülkiyet hakları ve inanç özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilirken, diğer yandan devletin tarihsel restorasyon ve eşit yurttaşlık dengesini nasıl kurması gerektiği konusunda farklı görüşleri beraberinde getirmektedir. Bu kararların arka planı ve uzun vadeli toplumsal etkileri kamuoyunun merak ettiği konular arasındadır.

Aydınlar ve dil üzerindeki arayışlar:

Kamuoyunda “aydın” olarak tanımlanan bazı kesimlerin Türk bayrağı veya devletin nitelikleri üzerine yürüttüğü kavramsallaştırma çabaları, millet olma bilincini zayıflatması gerekçesiyle eleştirilmektedir. Toplum; millî değerleri gölgeleyen öneriler yerine, birleştirici ve kapsayıcı bir entelektüel söylem arzulamaktadır.

Sonuç olarak kamuoyunun yönelttiği bu sorular; bir siyasi hesaplaşmanın ötesinde Türkiye’nin kurucu felsefesine, millî birliğine ve gelecek vizyonuna sahip çıkma arzusunun bir yansımasıdır. Şeffaf, millî çıkarları esas alan ve Cumhuriyet değerlerini koruyan bir yaklaşım, toplumsal huzurun en temel garantisidir.

Tülay Hamitoğulları’na, yani “Her yer Gazze olacak” diyen PKK zihniyetine bir sözünüz var mı sizin?

Bunlar bu gücü nereden alıyorlar?

Gazze’de çocukların öldüğü gibi sizin çocuklarınızı da öldüreceğiz demeye getiren bu Trump’ın çocuklarına bir sözünüz var mı sizin?

Mustafa Kemal’in çocuklarını ezip Trump’ın çocuklarını kahraman mı yapıyorsunuz?

Amacınız ne?

Andımızı kaldırdınız; azınlıkları kahraman, Türk’ü öteki saydınız.

Amacınız ne?

Kiliseleri Allah adıyla açtınız, azınlıkların vakıf mallarını iade ettiniz.

Amacınız ne?

Türk bayrağına “Türkiye bayrağı”, Türkiye’ye de başka isim aramaya çalışan karanlık düşünceli aydınlarınıza söz veriyorsunuz.

Amacınız ne?

Soru ve sorun bu!

Doğru yolda olana olsun!

Devamını Oku

HORON GÜZEL DE…

HORON GÜZEL DE…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Doğu illerini bilen ve gezmiş biri olarak söylüyorum:

O topraklarda terörün bitmesini isteyen, önce toprak reformu yapar; feodal yapıyı yıkar.

Aç insanın, kaçakçılıktan ve ırgatlıktan medet uman insanın ana dilinden size ne? 

Ağlamanın dili mi olur? 

Hangi dilde ağlanırsa daha etkili olur?

Bu yapılanların bu ülkeye ne hayrı olacak? Başkanlık sistemini isteyenlerin talebi mi bu yasa?

Halkla istişare etmeden, oldu bittiye getirerek yapılan iş kime, ne fayda sağlar? 

Şunu çok merak ediyorum: Onlarca köyün veya arazinin sahibi olan ağaların yaptığı yasa hangi fakire yarar sağlar?

Köy Enstitülerini kapatan köy ağası Adnan Menderes’in yaptığı yasanın hangi fakire faydası oldu? 

Fakir borçlandı… 

Borçlandıkça borçlandı ve geldiğimiz finalde günlük 6 milyar TL faiz ödüyoruz.

Bizim durumumuz; babasının arazilerini satıp son model arabayla gezen hovarda evladın durumu gibi. 

Onlar sadece bugünü görüyorlar ama biz 50 yıl sonrasını görüyoruz ve ülkemize üzülüyoruz.

Ya Yeni Parti:

Bol mezeli Yeni Rakı masasından kalkmış gibi… Ne sarhoş olduğu belli ne ayık olduğu. 

Yarısı “evet” demiş, yarısı “hayır”. 

“Olsa da olur, olmasa da olur” mantığı… 

“Ben gidiyorum yolumdayım” kafası. 

Aynen Turan Kaya’nın yeğeni gibiler. 

Olmuyor, sizden de olmuyor!

Zaten sizden bir şey olsa bu millet bu iktidarı o koltukta bir saat oturtmaz. İktidar da sizden bir şey olmayacağını gayet iyi biliyor.

Oyun da güzel kurulmuş, hep beraber eğleniyoruz:

 * CHP ikiye bölünüyor,

 * Trabzon “Salah” derdinde,

 * Giresun fındık derdinde,

 * Adalet tatilde,

 * Ege üzümde,

 * Aydınlar denizde…

Horon güzel de ezilen çimler, bizim çimlerimiz!

Efendiler:

Bu ülkenin huzurunu düşünüyorsanız, ağaların topraklarını Kürt çocuklarına bölüştürün. Onları pamukta, fındıkta, kaçakta, terörde kurban etmeyin.

Bu ülkenin öncelikli sorunu yeni anayasa değildir. Öncelikli sorun; yüzü gülen çiftçi, yüzü gülen emekli, yüzü gülen köylü ve yüzü gülen işçidir.

Eğer niyetiniz gerçekten üzüm yemekse…

Doğru yolda olana selam olsun.

Devamını Oku

VATAN MESELESİ FINDIK KADAR KALDI.

VATAN MESELESİ FINDIK KADAR KALDI.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Soru-yorum.

2025 Yılı: 

2025 yılı bütçesinde faiz gideri yaklaşık 2 trilyon 53 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Bu da 2025 yılında günlük ortalama 5,62 milyar TL faiz ödendiği anlamına gelmektedir.

2026 için öngörülen ise günlük 7,51 milyar TL…

Kaynak:

(T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı.)

TBMM 2025 yılında faiz gideri 2 trilyon 53 milyar lira ola…

Ülkemizin bir günde ödediği faiz, ortalama belediyenin bir yıllık bütçesine denk geliyor.

Düşünün…

Onca özelleştirmeden sonra bu kadar borçlanmayı nasıl yaptınız?

Yollar geçiş garantili, köprüler geçiş garantili, hastaneler hasta garantili?

Bunlar için devletin kasasından para çıkmadığına göre bu faiz batağını nasıl düştük?

Bu ülke bu durumda daha ne kadar ayakta kalabilir?

Şimdi hükümetin fındık fiyatına vermiş olduğu değer artışını az  bulanlar oluyor?

Bu kadar faize paranın gittiği bir ülkede verilen fiyatı az demek “hainliktir” diyelim mi?

“Ülkeyi bu kadar borçlandırmayın, bazı işlerden tasarruf yapın” dediğimizde bize hain diyordunuz ya….

Şimdi biz de bunu söyleme hakkına sahibiz?

Ama söyleyemeyeceğim.

Yine aynı şeyi söylüyorum.

Yazık oluyor memleketime.!

Şimdi siz söyleyin yazık olmuyor mu?

Bir günde 6 milyar TL faiz ödeyip, çiftçiden, emekliden, üreticiden, işçiden, memurdan kesmek kısmak normal mi?

İLK MEKKE ANTLAŞMASINI KİM YAPTI?

Hazreti Muhammed’in Müslümanlar ile Mekkeli Müşrikler arasında Mekke yakınlarındaki Hudeybiye bölgesinde imzalanan barış antlaşmasıdır.

İKİNCİ MEKKE ANTLAŞMASI.

Türklerin Arapların parasıyla, Pakistanlı müslümanların nükleer gücünü birleştiren anlatlaşmadır.

Ortak Savunma İlkesi: Taraf ülkelerden birine yönelik gerçekleşecek herhangi bir silahlı saldırganlık veya tehdit eylemi, her üç ülkeye de yapılmış kabul edilecektir 

NATO 5 gibi..

Güvenlik ve Terörle Mücadele: Sadece dış devlet tehditlerine karşı değil, bölgesel istikrarı bozan terör odaklarına ve hibrit tehditlere karşı da üç ülke arasında istihbarat, eş güdüm ve ortak hareket kabiliyeti geliştirilecektir.

Tedarik ve Savunma Sanayii: Tek taraflı bağımlılığı azaltmak adında üç ülke arasında savunma teknolojileri entegrasyonu, ortak üretim ve eğitim standartlarının uyumlaştırılması hedeflenmektedir.

Coğrafyanın kaderi, tarihin ise tekerrürden ibaret olduğunu fısıldayan bir çağda, Mekke yine aynı sorunun cevabı olmak için seçildi. 

Bir yanda haritaların masalarda yeniden çizilmeye çalışıldığı fırtınalı bir Doğu, diğer yanda bu fırtınaya karşı kendi sığınağını inşa etmek mecburiyetinde kalan üç kadim güç: 

Ankara, İslamabad ve Riyad.

Mekke’de altına imza atılan metin, sadece askerî bir iş birliği protokolü yahut diplomasi koridorlarında kotarılmış aleladedir bir uzlaşı değildir. 

Bu anlaşma; Türklerin teknolojideki ve sahada rüştünü ispatlamış harp aklının, Pakistan’ın nükleer caydırıcılığıyla ve Suudi Arabistan’ın jeopolitik ile finansal ağırlığıyla aynı potada erimesidir. 

“Birimize yapılan tehdit, hepimize yapılmıştır” iradesi, bölgede dengeleri kartvizit diplomasisiyle belirlemeye çalışan aktörlere verilmiş en net, en yalın cevaptır.

Toprağın ve tarihin çağırdığı yerde durmak, artık bir tercih değil, varoluşsal bir zorunluluktu. Mekke Anlaşması, Orta Doğu’nun kendi kaderini başkalarının kalemine terk etmeyeceğinin, güç dengesinin yeni baştan ve bu toprağın çocukları tarafından kurulduğunun altı çizili ilanıdır.

İyi şeyler de oluyor ama Araplar ihanet etmezse…

Doğru yolda olana selam olsun.!

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.