DOLAR

46,6624$% 0.03

EURO

53,2507% -0.14

STERLİN

61,7835£% -0.2

GRAM ALTIN

6.037,51%0,23

BİST100

14.131,04%-0,37

BİTCOİN

2728444฿%-2.55735

a
Esirertin Zehir

Esirertin Zehir

30 Haziran 2026 Salı

GECENİN EN SİYAHINDA

GECENİN EN SİYAHINDA
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İnsanlara yapılan en büyük kötülük, onlara umut vermektir.
Çünkü bir efsaneye göre umut, Pandoranın kutusunda sonsuzluğa kadar hapis kalmıştır.
Bunun için ben, her şeyden umudumu kestim.
Geleceği yok bu memleketin.
Kimse kimseyi anlamıyor.
Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor.
Hani, bir şarkı var ya,
Gecenin en siyahında
Umudun bittiği yerdeyim diye.
Benimkisi de öyle bir yer.
Allah insanlık alemine yol göstermesi için peygamber gönderdi.
Peygamberimiz vasıtasıyla insanlığa ışık olması için kitabımız Kur’ a nı Kerimi gönderdi.
Bunu koskoca alemde bir Mustafa Kemal Atatürk anladı.
Allah’ın gönderdiği kitabın içindeki bilgileri insanlar birbirine, kulaktan kulağa anlatmasın.
Her şeyin doğrusunu insanlar özünden okusun diye, kitabımız Kur’anı nı Kerimi Türkçeye çevirdi.
Kul ile Allah arasında olan dinimizi, bazı art niyetli insanlar kendi çıkarları için kullanmaya kalkmasın diye de laikliği getirdi.
Laiklik, ibadetini millet için değil, kendin ve Allah için yap anlamına geliyor.
Fakat, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ölünce, kimse O’nun Türk milletine sunduğu bu faziletleri koruyamadı.
Yeni nesillere anlatamadı.
Bu gün insanlar bırak ibadeti, namazım bozuldu mu!
Orucum bozuldu mu!
Günahı, sevabı!
Helali, haramı bile, bir birine soruyor.
Halbuki Allah, biz, her şeyi, kitabımız kur’anı Kerim’ de net olarak anlattık der.
Fakat insanlar halen, Allah’ın kitabına değilde, ağızdan ağıza geçme dolma bilgilere kulak verince, memlekette peygamber gibi vaaz verenler çoğaldı.
Hatta bu insanlar o kadar ileri gittiler ki, allah’ın kitabını kendilerine göre yorumlayarak büyük maddi kazançlar elde ettiler.
Allah’ın kitabını bir geçim ve siyaset aracı olarak kullandılar.
Dinimizde mekruh olduğu halde namazını, ibadetini sosyal medyada paylaşanların görüntüleri bile siyasi kazanıma göre değişti.
Seçimi kazananlar boy boy paylaşım yapıyor.
Kaybedenler kayıplara karışıyor.
Gerçekten çok zor günler bekliyor bizi.
Hem dini bütünlüğümüz, hem milli bütünlüğümüz iyice parçalandı.
Peki, bu şekilde, bu milletin, bu memleketin durumu ne olacak?
Bunu en güzel şekilde; Cumhurbaşkanımızın eski metin yazarı ve eski bir AKP li milletvekili, bir yazısında kısaca şu şekilde anlatıyor.
Suriyeliler gideceğine sen git.
“Suriyeliler uyumsuz” öyle mi? Hadi ya? Sen uyumlumusun? Sokağa tüküren sen değil misin? Çöpü etrafına savuran sen değil misin?
Dağı, taşı, denizi naylona, plastiğe boğan sen değil misin.? Trafikteki maganda, Imtiyazcı, fırsatçı değil misin sen?
Güzelim şehirleri, eşsiz tabiatı yağmalayan, vatan toprağına yağmacı muamelesi yapan sen değil misin?
Sokağı karıştıran, etrafına nefret saçan sen değil misin?
Teröre, teröriste sempati duyup,
Barışa, huzura düşman kesilen sen değil misin.?
İslam’ın ve Cumhuriyetin medeni, ahlaki ve milli değerlerinden iyice uzaklaşınca bu hale getirildik.
Atalarımızın kanı ile canı ile kazandığı bu topraklar,
Halka arz gibi sanki!
İsteyen alabilir.
İsteyen satabilir.
İsteyen gidebilir.
Gecenin en siyahında,
Umudun bittiği yerdeyiz.

Devamını Oku

TÜRK MİLLİ TAKIMI

TÜRK MİLLİ TAKIMI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bahis şirketleri tarafından bile Türkiye’nin açık favori gösterildiği maçta, A Millî Takımımız Avustralya’ya 2-0 mağlup oldu.
Kritik anlarda boşa giden vuruşlar, rakip kalecinin gününde olması ve biraz da şanssızlık, millî takımımıza yenilgiyi getirdi.
Bir anda maçın kesin favorisi gösterilen, günlerdir övgüler ve methiyeler dizilen millî takım ile oyuncuları yerden yere vurulmaya başlandı.
Belki de futbolu dünyanın en cazip sporu hâline getiren en önemli etkenlerden biri de, futbolun bu nankörlüğüdür.
Yenildiğin anda, takımın teknik direktörü dünya futboluna damga vurmuş İtalyan Vincenzo Montella olsa bile; simitçi, çaycı, berber, doktor hiç fark etmez, sokakta herkes futbolu senden daha iyi bilir ve tek tek bütün hatalarını sıralar.
Oysa maç bugün yeniden oynansa, Türkiye yine kesin favori gösterilecektir. Çünkü millî takım rakibinden daha üstün bir oyun ortaya koydu.
Fakat, millet olarak hiçbir şeyi kabullenmesini bilmiyoruz. Futbol, sonuçta üç ihtimalli bir oyun. Kazanmak da var, kaybetmek de.
Peki, her şeye rağmen Türkiye, Avustralya’ya nasıl yenildi?
Futbol tarihi boyunca Türkiye ile Avustralya sadece 2004 yılında iki özel maçta karşı karşıya gelmiş; bu maçları Türkiye 3-1 ve 1-0’lık skorlarla kazanmıştı.
İlk kez resmî bir maçta karşılaşan bu iki takımdan, piyasa değeri yaklaşık 473 milyon avro olan Türkiye Millî Takımı, 80 milyon avro değerindeki Avustralya’yı kolay bir rakip olarak görmüş gibiydi. Hatta oyun düzenini bile bu anlayış üzerine kurmuştu.
Belkide maç masa başında çoktan kazanılmış, işin şov tarafının planlaması bile yapılmıştı.
Çünkü, buraya gelene kadar oynadığı bütün maçlarda yaptığı presle rakiplerine oyun alanı bırakmayan millî takımdan eser yoktu. Doksan dakika boyunca dar alanda yapılan paslarla maçı adeta şov havasında oynayan Türkiye, rakibini durdurmaya yönelik bir plan ortaya koyamadı.
Durum böyle olunca Avustralya Millî Takımı, Türk milli takımı havasından iyice uzaklaşmış olan bizim çocuklara tarihi bir futbol dersi verdi.
Her şeye rağmen inanıyorum ki; bizim çocuklar bu panayır havasından çıkıp, 89 milyonun yüreğinde taşıdığı Türk Millî Takımı kimliğini yeniden sahaya yansıtabilirse, gruptan çıkıp güzel başarılara imza atacaktır.

Devamını Oku

SIÇAN DELİĞİ

SIÇAN DELİĞİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Vallahi bir ömrü “Ey CHP”, “Ey MHP”, “Ey AKP” diye diye bitirdik.
Allah’ın bile dil, ırk, renk, cinsiyet ayrımı yapmadan yargıladığı insanları , siyaset denen yapı 40 ayrı parçaya böldü .
1983 yılında Hatay’da öğretmenlik yapıyordum. Bir öğrencimin hasta olduğunu öğrenince elime birkaç şey alıp ziyaretine gittim.
Öğretmenin geldiğini duyan mahalle sakinleri kısa sürede evin önünde toplandı.
Bende şaşırdım, bilmediğim bir yer, çoğu Türkçe bile bilmiyor.
Insan kuşkulanıyor tabi
İçlerinden yaşlı bir amca yanıma yaklaşıp:
— Sen insanlar arasında Alevi-Sünni ayrımı yapmıyor musun? diye sordu.
Ben de:
— Vallahi ben Alevi nedir, Sünni nedir pek bilmem. Benim için iki türlü insan vardır; iyi insan ve kötü insan, dedim.
Meğerse Hatay’da Alevi mahallesi, müslüman mahallesi diye ayrım varmış.
Ve o alevi mahallesine giden ilk öğretmen ben olmuşum.
Aradan tam 43 yıl geçti.
Yıl 2026…
Ben hâlâ Alevi ile Sünni arasındaki farklılıkları ayrıntılarıyla bilmem.
Çocukluğumuzda dini hikâyeler anlatan kitaplar vardı. Boş zamanlarımda hep onları okurdum.
O hikâyelerde kul hakkı vardı.
Adalet vardı.
Doğruluk vardı.
Sevgi vardı.
İnsan ayırımı yoktu.
Biz o değerleri okuyarak ve onlara inanarak büyüdük.
Bugün etrafıma baktığımda siyasi değerler bütün ahlaki değerlerin önüne geçmiş.
Tarih boyunca güçlü devletlerin çöküşünde iç ayrışmaların ve bölünmüşlüklerin önemli payı olmuştur.
Ama bunu bu millete anlatmak çok zor.
Bazen düğünlerde, sünnetlerde veya çeşitli davetlerde bütün siyasi partilerin temsilcilerini yan yana görüyoruz.
Bir bakıyorsunuz, aynı masada oturuyorlar.
Bir bakıyorsunuz, kol kola halay çekiyorlar.
Ama dışarıda gariban, yoksul, işçi, emekli birbirlerini kıracak şekilde onların kavgasını yapıyor.
Rahmetli babam, Ecevit denildi mi; gözlerinin içi gülerdi.
“Karaoğlan gelecek, bizi kurtaracak” derdi.
Ama Karaoğlan, babamın varlığını bile bilmeden babam 1992 yılında bu dünyadan göçüp gitti.
Yoksulluğu, zengin kesim karşısında ezilmişliği anlatan Yilmaz Güney’in Umut filmi 1970 yılında çekildi.
Iyiliğin toplumda kabul görmediği Şener Şen’in Çıplak Vatandaş filmi 1985 yılında çekildi.
Cumhurbaşkanımızın ama montaj, ama şu bu dediği gibi;
Ama film, ama şu bu.
Hepsi bozuk düzenin içinde güzel günler hayal eden insanların hikayesi.
Filmde olsa gerçeğe dönüşmedi.
Fakat halen, bu düzenin değişerek güzel günler göreceğine inanan insanlar var.
Düzeni değiştiremezsin.
Dünya, kafasını düzene göre değiştirenlerin dünyası.
Kimi, 20 bin lira emekli maaşı kabul edilemez der.
Kimi çıkar 3 bin lira bayram ikramiyesi kabul edilemez der.
Sonra herkes milyarlık köşklerine, milyarlık villalarına gider.
….ve sen o kabul edilemez dedikleri 20 bin lira ile bir yıl, O kabul edilemez dedikleri bayram ikramiyesi ile 5 bayram daha geçirirsin.
Ne diyeyim başka;
Sistem denilen şey kısaca şöyle;
Evli evine , köylü köyüne.
Evi olmayan sıçan deliğine.

Devamını Oku

KIRK HARAMİLER

KIRK HARAMİLER
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kemal Kılıçdaroğlu ilk genel başkan olduğunda kafasında bir kasket ile salona girdi.
Muhabir: “Yeni imajınız artık böyle mi olacak?” diye sordu.
Kılıçdaroğlu: “Yok, salondan geçerken biri kafama taktı.” dedi.
O gün içimden şu düşünce geçmişti:
“Bu kadar büyük bir siyasi hareketin lideri, bu kişilikle ülkeye nasıl yön verecek?”
Bu konuda kiminle tartıştıysam hep ben kötü oldum.
Bugün geldiğimiz noktada tek suçlu Kemal Kılıçdaroğlu mu?
Bu milletin hiç suçu yok mu?
Genel olarak öyle saf, öyle uysal bir halkımız var ki…
Başına vur, ekmeğini elinden al.
Önemli olan onların duygularına dokunmasını bilmek.
Mesela Bulancak Belediye Başkanı Necmi Sıbıç.
Yapılan son belediye seçimlerinde arkasında ciddi anlamda ne parti vardı ne de büyük bir siyasi güç.
Başkan sadece karakterini ve insanlığını ortaya koyarak seçimi kazandı.
Fakat seçimden sonra bile bir gün olsun halktan kopmadı.
Yaşlılara “anam”, “bacım” diyerek; çocuklara ve gençlere yürekten sarıldı.
Bugün geldiğimiz noktada, ister genel ister yerel seçim olsun, Bulancak’ta alternatifi yok gibi.
Çünkü halk, kendi içinden gördüğü, içinde kendini bulduğu sıcak insanları seviyor.
Fakat Bulancak’ta genel olarak siyasi yapılanmalar çok yetersiz.
Bir memleketin, bir neslin geleceğini şekillendirecek siyasi yapı böyle olmamalı.
Mesela Bulancak’a yıllarca emek vermiş, şehrimizin hem ekonomik hem de sosyal gelişimine katkı sağlamış, insanların kimliğine ve siyasi görüşüne bakmadan her kesimi kucaklayan Ali Fatoğlu, Semih Sarıgöl, Hamit Karaoğlanoğlu, Rehber Uzunalioğlu, Erdem Zere, Murat Yaşar ve son zamanlarda girişimleriyle dikkat çeken genç iş insanı Rıfat Turan gibi çok değerli ve ufku geniş insanlar var.
Bu insanların aktif olarak siyasetin üst kademelerinde olması gerekir.
Bir milletvekili olacaksa bu insanlardan biri olmalı.
Bu isimleri örnek vermemin nedeni siyasi görüşleri değil;
üretmiş olmaları,
şehre katkı sağlamış olmaları,
insanlarla bağ kurabilmiş olmalarıdır.
Geçenlerde bir haber okudum.
Çoğu emekli ve ev hanımı olan insanlar için “filanca partinin neferleri” diye haber yapmışlardı.
Memleketin artık neferlere değil; üreten, çalışan, insanı insana düşman etmeyen, tüm insanlığı kucaklayan, birleştiren teknolojik ve sosyal beyinlere ihtiyacı var.
Bu siyasi yapı düzelmedikçe, böyle insanlar siyasetin içine çekilmedikçe, bu memlekette kırk haramiler bitmez.

Devamını Oku

MÜMİN KARDEŞİM

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Benim “mümin kardeşim ” dediğime bakmayın.
Gerçekte kimin mümin, kimin münafık olduğu;
ölüp de dirilmedikten sonra belli olmayacak.
İran’ın dini lideri Ali Hamaney göreve geldikten sonra açıklama yapıyor:“
Bölgedeki bütün Amerikan üsleri kapatılmalı.
Aksi takdirde saldırıya uğrayacaklar.
”Benim mümin kardeşim:
“Helal olsun sana, ver Amerika’ya dersini!” diyor.
Hamaney:“Bütün şehitlerimizin intikamı tek tek alınacaktır.” diyor.Benim mümin kardeşim:
“Yürü be! Kim tutar seni!” diyor.
Ne Amerikan üslerinin nerede olduğunu biliyor,ne de o intikamın kimden alınacağını…
Benim mümin kardeşimin beyni de, kalbi de tertemiz.Birisi:“İrlanda’da oruç 22 saat tutuluyor ” diye yazmış Benim mümin kardeşim yorum yapmış:
“Oh olmuş gavurlara.”Geçen hafta Tokat merkezli bir deprem oldu.
Bir vatandaş “kötü sallandık” diye yazmış.
Benim mümin kardeşim; yapacak bir şey yok.
“Mukadderat Allah’tan” demiş. Birisi internette “şu fiyatlardan başlayan ürünler” diye ilan vermiş.
Yüz kişi yorum yazmış: “Fiyatı kaç lira?”Adam hepsine tek tek cevap vermiş.
Benim mümin kardeşim yüz birinci kişi olarak sormuş:
“Fiyatı kaç lira?”Bu duymazlığın, bu çürümüşlüğün içinde hâlâ hak ve hukuk arayan insanlar var.
Memlekette bizdeki bu potansiyeli gören bütün uyanıklar parti kurmuş.
Birbirleriyle kavga ediyormuş gibi yaparak adeta Alice Harikalar Diyarında gibi yaşıyorlar.
Hepsi en üst seviyeden Allah’ın nimetlerinden yararlanıyor.
Kendileri ve çocukları en lüks hastanelerde tedavi görüyor.En iyi odalarda kalıyorlar.
Aynı maaşları alıyor,aynı ayrıcalıkları yaşıyorlar.
Benim mümin kardeşim ise gelen yardım kolisini ” acaba içinde ne var?” diye merakla açıyor
:Akıllılarımız da; “Güzel günler göreceğiz” diye bekliyor.
Israel, United States ve Iran arasında nükleer savaş senaryoları konuşuluyor.
Devlet liderleri, duvarların arkasından, odaların içinden, kilometrelerce uzaktan öldürülüyor.
Benim mümin kardeşim ise bahçe çitinden atlayan bir adamın vurulduğu videoyu paylaşıp, emperyalist güçlere akıllı olun” diyor.
Çayırova’da bir film için kurulan Mekke platosu ziyaretçi akınına uğramış.İnsanlar gidip duvarlara el sürmüş, dua etmiş.
Bir eski kadın milletvekili, yurtlarda aç kalan öğrenciler için“Peygamberimiz de midenizin üçte birini boş bırakın derdi” diyor.Belli ki benim mümin kardeşlerimin neresinin boş olduğunu iyi biliyorlar.Tüm insanlığa medeniyetin ışığı olmak için gönderilen güzel dinimizöyle insanların eline düştü ki…Elindeki bir dirhemin bile hesabını veren peygamberden,camide öldürülen Ali ibn Abi Talib’denbugün makam araçlarına binen, korumalarla gezen, holdingler kuran din adamlarına kadar geldik.Bayram ikramiyelerinin ve emekli maaşlarının bayramdan önce yatacağı müjdesi verildi.Keşke her gün bayram olsa desek, deliye her gün bayram demişler. Allah’tan bugün salı, bayram Cuma günü. Bütün mümin kardeşlerime şimdiden hayırlı cumalar. Hayırlı bayramlar.

ESİRETTİN ZEHİR

Devamını Oku