48,8471$%0,12
55,3999€%0,06
64,3746£%0,15
6.740,80%0,33
%
4113977฿%0.03045
18 Eylül 2026 Cuma
Takvimde bir ay, insanın ömründe ise başlı başına bir mevsimdir Eylül. Ne bütünüyle yazdır ne de henüz sonbahar. Bir vedanın eşiğinde durur. Giden yazın ardından sessizce bakarken yaklaşan kışın soğuğunu henüz taşımamıştır. Belki de bu yüzden insanın kendisiyle en çok konuştuğu zamandır. Sabahları güneş başka doğar, akşamları hüzün başka çöker. Ağaçların yapraklarında sarının ilk tonları belirir; hafif bir rüzgâr, yazdan kalan sıcaklığı usulca alıp götürür. Sokaklar sessizleşir, gökyüzü derinleşir. Eylül, bütün bunlarla birlikte bize geçip giden zamanı hatırlatır.
Çocukluğumuzun Eylülleri düşer aklımıza: Okul çantalarının hazırlandığı, yeni defterlerin kokusunun evlere yayıldığı günler. Yaz tatilinin sona erdiğini anlayıp biraz buruk, biraz heyecanlı yeni bir başlangıca hazırlandığımız zamanlar. Sonra büyürüz. Defterlerin yerini hayat alır. Eylül geldiğinde artık okul zillerinden çok, geride bıraktıklarımızın sesi duyulur içimizde.
Bir fotoğraf çıkar karşımıza, bir şarkı çalar, tanıdık bir sokaktan geçer ya da bir kokuya rastlarız. Yıllar önce yaşanmış bir an, sanki dün olmuş gibi yeniden belirir gözlerimizin önünde. Eylül’ün marifeti budur. Unuttuğumuzu sandığımız şeyleri hatırlatır. Fakat Eylül yalnızca hüzünden ibaret değildir. Aynı zamanda yeniden başlamanın da mevsimidir. Sonbahar, doğanın diliyle bize şunu söyler: “Bazı şeyleri bırakmadan yenilerine yer açamazsın.”
Ağaçlar yapraklarını bırakır, güneş daha erken vedalaşır, geceler uzar. İnsan da böylece anlar ki hayat, yalnızca sahip olduklarımızdan değil, vazgeçebildiklerimizden de oluşur. Belki Eylül’ü bu yüzden seviyorum. Çünkü insana bağırmadan konuşur. “Her şey geçiyor,” der; öfke, kırgınlık, gençlik ve yıllar. Hepsi geçer fakat sevgi kalır, vefa kalır, iyilik kalır. Bir insanın başka bir insanın hayatında bıraktığı güzel iz, zamanın içinden geçerek yaşamaya devam eder.
Eylül, hayatın hızını yavaşlatmayı da öğretir. Bir dostun sesini daha dikkatli dinlemeyi, anne babamızın ellerine biraz daha uzun bakmayı, sevdiklerimize “İyi ki varsın” demeyi hatırlatır. Çünkü bazı cümleleri söylemek için yarını beklememek gerekir. Yarın, her zaman gelmeyebilir. Eylül’ün hüznü biraz da buradan doğar. Bize yazın bittiğini değil, zamanın geçtiğini hatırlatır. Oysa zamanın akışına kızmak yerine, elimizde kalan günlerin kıymetini bilmek gerekir.
Eylül geldi. Yaz bavulunu topluyor, sonbahar kapının eşiğinde bekliyor. Ağaçlar yavaş yavaş sararıyor; biz ise hayatın önümüzde açılan yeni sayfasına bakıyoruz. Geçmişteki bazı satırları değiştiremeyiz. Bazı insanları geri getiremeyiz, bazı yolları yeniden yürüyemeyiz. Ama bundan sonra yazacaklarımızı daha güzel seçebiliriz.
Çünkü Eylül yalnızca bir ay değildir. Eylül, insanın kendisiyle yüzleştiği bir mevsimdir. Biraz hüzün, biraz umut; biraz geçmiş, biraz gelecek ve bütün bunlardan biraz da biz. Geldi gidiyor işte Eylül. Gidenlerin hatırasıyla, kalanların kıymetiyle ve yeniden başlayabilmenin umuduyla. Sen takvimde bir yaprak değil, insanın kalbinde başlı başına bir mevsimsin. Turgut Uyar’ın ‘’Acıyor’’ adlı şiiri işte böyle biterdi: ”Eylül toparlandı gitti işte, Ekim filan da gider bu gidişle”. Öyle olmadı mı? Eylül toparlandı gitti işte, Ekim filan da gider bu gidişle.
Sağlıcakla…
Saygılarımla
Osman Köse

GİTRAD üyesi iki genç amatör telsizci, Giresun Adası’ndan 6 saatlik çalışma ile dünyanın farklı noktalarındaki telsizcilerle 715 görüşme gerçekleştirerek adanın tanıtımına katkı sağladı.
Giresun Radyo Amatörleri Derneği (GİTRAD) üyeleri TA7AZC Gölkem Çağrı Zıvalı ve TA7EK Emre Karakayalı, gerekli izinlerin alınmasının ardından müze görevlisi eşliğinde Giresun Adası’na çıkarak HF amatör telsiz faaliyeti gerçekleştirdi.
Yaklaşık 6 saat süren çalışmada Avrupa başta olmak üzere Asya, ABD, Japonya, Endonezya, Avustralya ve dünyanın farklı bölgelerindeki amatör telsizcilerle toplam 715 görüşme yapıldı.
ELEKTRİK OLMADAN İSTASYON KURDULAR
Adada elektrik ve sabit enerji kaynağı bulunmamasına rağmen çalışma, önceden hazırlanan LiFePO4 pil-batarya sistemi sayesinde gerçekleştirildi. Kısıtlı zaman ve zorlu doğa şartlarına rağmen 715 görüşmeye ulaşılması, faaliyetinin amatör telsiz camiasında ilgi görmesini sağladı.
Genç telsizciler, çalışmanın yalnızca teknik bir aktivasyon olmadığını belirterek, Giresun Adası’nı dünyanın farklı noktalarındaki amatör telsizcilere tanıtmaktan mutluluk duyduklarını ifade etti.
Giresun Adası’nın IOTA, WWFF, POTA ve WCA gibi uluslararası amatör telsiz programlarında yer almasının da çalışmaya gösterilen ilgide etkili olduğu belirtildi.
Faaliyetin gerçekleştirilmesine sağlanan destek ve izinler dolayısıyla GİTRAD üyeleri, Giresun Valisi Mustafa KOÇ, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İl Özel İdaresi ve Giresun Müzesi’ne teşekkür etti.

AK Parti Giresun Milletvekili Ali TEMÜR, Keşap ilçesine yaklaşık 750 milyon lira değerinde, 500 öğrenci kapasiteli modern bir öğrenci yurdu yapılmasının planlandığını açıkladı.
Giresun’da üniversite öğrencilerinin barınma ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik yatırımlar sürüyor. Bu kapsamda Keşap ilçesi Bozkurt Mahallesi’nde, yaklaşık 750 milyon lira değerinde ve 500 öğrenci kapasiteli yeni bir öğrenci yurdu yapılması planlanıyor.
AK Parti Giresun Milletvekili ve TBMM Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu Üyesi Ali TEMÜR, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın BAK ile gerçekleştirdikleri görüşmeler sonucunda Keşap’a yapılacak yurt için gerekli desteğin alındığını belirtti.
250 KIZ, 250 ERKEK ÖĞRENCİ KALACAK
TEMÜR, yurt yapımı amacıyla tahsis edilen toplam 5 bin 780 metrekarelik alan üzerine inşa edilmesi planlanan tesisin 250 kız, 250 erkek olmak üzere toplam 500 öğrenciye barınma imkânı sağlayacağını ifade etti.
Modern şekilde tasarlanması planlanan yurdun, Keşap’ta eğitim gören öğrencilerin barınma konusunda yaşadığı sıkıntıların önemli ölçüde giderilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.
“SÜRECİ YAKINDAN TAKİP EDİYORUZ”
Projenin hayata geçirilmesi için Gençlik ve Spor Bakanlığı ile koordinasyon çalışmalarının sürdüğünü belirten TEMÜR, gerekli hazırlık ve proje çalışmalarının tamamlanmasının ardından yatırımın en kısa sürede öğrencilerin hizmetine sunulması için süreci yakından takip ettiklerini söyledi.
Gençlerin eğitimine ve geleceğine yapılan yatırımların Giresun’un geleceğine yapılan yatırımlar olduğunu vurgulayan TEMÜR, “Keşap’ımıza ve kıymetli öğrencilerimize hayırlı olsun” dedi.
Gayrimenkullerde İktisap Tarihi Nedir?
İktisap, yıllık gelir vergisi (değer artışı kazancı) beyannamesinin verilmesi açısından dikkate alınan, gayrimenkul veya hakkın elde edilmesi durumudur. Gayrimenkullerde iktisap, Türk Medeni Kanununa göre tapuya tescille olmaktadır. Ancak, gayrimenkulün tapuya tescil tarihinden önce sahibinin fiilen kullanımına bırakıldığı bazı özel hallerde, iktisap tarihi olarak tapuya tescil tarihi yerine fiilen kullanıma bırakılma tarihinin kabul edilmesi gerekir.
Gayrimenkulü fiilen kullanıma hazır şekilde teslim alanların, söz konusu gayrimenkulleri fiilen kullandıklarını, tahsis belgesi, teslim tutanakları, su, elektrik, telefon, doğalgaz faturaları ve benzeri belgelerle tevsik etmeleri halinde değer artışı kazancının tespiti yönünden fiilen kullanıma başladıkları tarih iktisap tarihi olarak kabul edilecektir.
Gayrimenkulün ihale veya icra yoluyla alındığı durumlarda da fiilen kullanıma hazır şekilde teslim alındığının yukarıda sözü edilen belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, tapu tescil işlemi olmasa dahi fiilen kullanıma bırakıldığı tarihin iktisap tarihi olarak kabul edilmesi gerekir.
Satışı Yapılan Gayrimenkulün İktisap Tarihi Nasıl Belirlenir?
Kat karşılığı müteahhide veya kooperatiflere verilmiş arsa karşılığında alınan gayrimenkuller de dahil, iktisap edilen gayrimenkulün elden çıkarılması halinde, değer artışı kazancının tespiti yönünden iktisap tarihi olarak, gayrimenkulün tapuya tescil edildiği tarih esas alınır.
Gayrimenkul tapuya tescil ettirilmeden önce fiilen kullanılmaya başlandıysa iktisap tarihi olarak tapuya tescil tarihi yerine fiilen kullanılmaya başlanılan tarihi esas alınır.
Gayrimenkul tapuda kat irtifakı şeklinde kayıtlı iken kat mülkiyetine dönüştürülse bile iktisap tarihi olarak kat irtifak tarihi kabul edilir.
Gayrimenkulde cins değişikliği yapılırsa değişikliğin tapuda tescil edildiği tarih iktisap tarihi kabul edilir. Ancak ivazsız olarak elde edilen bir gayrimenkulün cins değişikliğinden sonra elden çıkarılması halinde değer artış kazancı doğmaz.
Örnek: Mükellef, kooperatif üyeliği karşılığında iktisap ettiği gayrimenkulüne, 16/6/2025 tarihinde su, elektrik ve telefon bağlanması durumunda, bu tarihten itibaren fiilen kullanmaya başlamış ve bu durumu ilgili kurumlardan aldığı belgeler ile ispatlamıştır.
Bu gayrimenkulün, mükellef adına tapu tescili, 10/9/2025 tarihinde yapılmıştır. Buna göre, değer artışı kazancının tespiti açısından beş yıllık sürenin hesabında, gayrimenkulün fiilen kullanılmaya başlandığı 16/6/2025 tarihinin iktisap tarihi olarak esas alınması gerekir.
Cins Değişikliği (Tashihi) Nedir?
Cins değişikliği (tashihi), bir taşınmaz malın cinsinin, yapısız iken yapılı veya yapılı iken yapısız hale; bağ, bahçe, tarla gibi iken arsa; arazi iken, bağ, bahçe gibi duruma dönüştürmek için paftasında ve tapu sicilinde yapılan işlemdir.
Arazi vasfında iktisap edilen gayrimenkulün belediyelerce parsellere ayrılması ve paylaştırma işlemine tabi tutularak satılması halinde iktisap tarihi olarak arazinin iktisap edildiği tarih değil, belediyenin parsellere ayrılması işlemi sonucu arsa vasfını kazanarak, cins değişikliği yapıldığı tarihin esas alınması gerekir.
Arsa olarak iktisap edilen gayrimenkul üzerine bina inşa edilmesi veya söz konusu gayrimenkulün kat karşılığı verilmesi sonucu alınan gayrimenkullerin tapuya tescili, cins değişikliği sayılarak tapuya tescil tarihinin iktisap tarihi olarak kabul edilmesi gerekir.
Diğer Kazanç ve İratlardan Doğan Zararların, Diğer Gelir Unsurlarından Elde Edilen Kazançlardan Mahsubu Yapılabilir mi?
Gelirin toplanmasında gelir kaynaklarının bir kısmından hasıl olan zararlar diğer kaynakların kazanç ve iratlarına mahsup edilmektedir. Yapılan bu mahsup neticesinde kapatılmayan zarar kısmı, beş yılı geçmemek kaydıyla müteakip yılların gelirinden indirilebilmektedir.
Ancak diğer kazanç ve iratlardan doğan zararların, diğer gelir unsurlarından elde edilen kazanç ve iratlardan mahsubu mümkün değildir.
Menkul Kıymet Alım Satım İşlemlerinden Doğan Zararların Mahsubu Yapılabilir mi?
Değer artışı kazancı kapsamında ticari bir organizasyon olmaksızın aynı yıl içerisinde birden fazla menkul kıymet alım-satım işlemi yapılması ve bu işlemlerin bir kısmından zarar elde edilmesi diğer bir kısmından ise kar elde edilmesi durumunda beyan edilecek kazancın hesabında zararın kardan mahsup edilmesi mümkündür.

(Bu sosyal tespitlerimde, engelli kardeşlerimizi yılda bir kez hatırlamaktan öteye geçmeyen vicdan sahibi siyasileri tenzih ederim. Lütfen onlar da ön yargılarını kırsınlar.)”Sevgililer Günü” dediler, inandık!”Anneler Günü” dediler, inandık!”Babalar Günü” dediler, inandık!İnsan bir inanmaya görsün; “Bilmem nem hıyar” diyene tuz alıp koşar. O yüzden neye inanacağına dikkat etmek lazım…Tüm bu inançların içinde bir de “Dünya Engelliler Günü” var. Hani şu tekerlekli sandalyelerin önünde fotoğraf çektirip vicdani mastürbasyon yapan siyasetçilerin veya siyaset arenasına çıkacak adayların komik duruma düştüğü fotoğrafların resmedildiği Dünya Engelliler Günü… Kimin engelli olduğunun belli olmadığı bir eğlence…Engelli kardeşimizin yanında yılda bir gün poz vermek mi engellilik; yoksa engelliyi topluma kazandırmakla kalmayıp dünyaya tanıtacak akla sahip olamamak mı engellilik?Bakın, şimdi size dünyanın tanıdığı; birçok ulusal ve uluslararası makalede, dergide, belgeselde ve hatta dünya bilim insanlarının laboratuvarlarında yer bulan bir dehadan söz edeceğim. Bu adamın yaptıklarına inanamayanlar, gerçeğin kendisinin bir mucize olduğunu anlayamadıkları için olayı mucizelere bağlıyorlar. “Kalp gözü açık” gibi basmakalıp cümlelerle işi kotarmaya çalışanlar da cabası.
BİR ADAM DÜŞÜNÜN!Bir dehâ, bir aydın, bir olağanüstü insan düşünün…Düşünün ki bu adam, evrende olan tüm renkleri tuvalden ruha geçirsin. Tonlamaları, gören gözlerin ruhunda fırtınalar koparsın. Akan nehirlerin kenarındaki çiçekler nehirle raks etsin. Nehrin çağlayanlarından düşen suyun hızıyla oluşan köpüklerin renklerine kelebekler ölüme koşsun. Suyun sesinden kuşlar baharın geldiğini anlasın, ayılar kış uykusundan uyansın.Okyanusta yunuslar sevgiyle yüzerek dans etsin. Doğayı kirletmeyen, doğanın içerisinde şirin mi şirin evlerde yaşayan hanımefendiler, sabah mahmurluğuyla kalkıp süt ineklerini sağsın. Başı beyaz yazmalı bir kız dağlardan koşarak köyüne gelsin. Üsküdar’da Kız Kulesi, İstanbul’un iki yakası, Edirne’de Meriç, Boğaz’da Haliç resimlerde dile gelsin…Dostlarım, bir insan sonradan kör olsa, el yatkınlığı ve maharetiyle önceden gördüğü doğayı, şekilleri ve renkleri resmedebilir. Ancak bu adam doğuştan görme engelli. (Bildiğin kör yahu, anladın mı?)Bu nasıl olur? Bu nasıl olacak iş?Dikkat ediniz; bu adam hikâyesini şöyle anlatıyor:”1953 yılında İstanbul’da doğdum ve anadan doğma görme engelliyim.4-5 yaşlarındayken bir şey fark ettim: Neden annem babama ‘Önüne dikkat et’ demiyor da hep bana bir uyarı geliyordu? Bunu babama sorduğum zaman, babam benim görmediğimi söyledi. ‘Oğlum, yavrum; biz bir şeye baktığımız zaman gözümüz o şeyi görüyor ama senin bu imkânın olmadığı için göremiyorsun. Biz o yüzden sana uyarı yapıyoruz’ dedi. Görmediğimi o yıllarda anladım.Ben bu dünyaya bu şekilde geldim. Peki, ben bu dünyaya bu şekilde geldiysem ve bu şekilde de öleceksem neden dünyamı tanımayayım? Peki nasıl tanıyabilirim? Her şey gözle görmek değildir.Gözle görmeseniz de bizlerde öyle bir mekanizma var ki —yani sizde de var, eğer kullanmasını bilirseniz— yapamayacağınız hiçbir şey yoktur, her şeyi yapabilirsiniz. Tabii başta istek gerekir, bu şart. Azim gerekir, hırs gerekir, inatçılık gerekir.Ben dedim ki: Madem ben bu dünyada yaşıyorum, bu dünyayı öğrenmek istiyorum. Ama neyi, nasıl öğrenebilirim? Sesi duyuyorsunuz, soruyorsunuz: ‘Bu ses ne?’ ‘O sesle uçak geçiyor’ diyorlar. Bir dahaki sefere o sesi duyduğunuzda ‘Yukarıdan uçak geçiyor’ diyorsunuz, öğreniyorsunuz. Ama ben bir şeyin şeklini öğrenmek istedim ve altı yaşında başladım. Önemli olan, öğreneceğim şeklin iki avcumun içinde olması gerekiyordu.Bir şeyi aldım, görene soracağım: ‘Bu ne?’ ‘Elma’ diyelim. Peki nasıl durur bu elma? Önce elmanın nasıl durduğunu sormam lazım. Elmayı örnek veriyorum ama siz dünyadaki bütün cisimleri düşünün.Cisimleri öğrendikten sonra bunun hangi renkte olduğunu öğrenmek zorundasınız. Görenler olmasa hiçbir şeyi kendi kendinize bilmenize imkân yok. Elime yeni gelen bir şeyi soruyor ve onun üzerindeki detayları öğrenmek istiyordum. Örneğin bu bir kuş; gagası burası, gözü burası diye tarif ediyorlar.Anadan doğma görmeyen birisinin hayal dünyası kolay kolay çalışmaz. Hayal dünyası çalışmayan birisi nasıl çizecek? Ben görmediğim hâlde nasıl hayal edebildiğimi Harvard Üniversitesi inceledi. (Türkiye’deki üniversitelere bu gerçek kapak olsun! Siz neredeydiniz?)Gelelim elmaya… Elmayı çizmem için renklerini öğrendiğim kalemlerin yanımda olması; siyahın, kırmızının yerli yerinde durması yeterli. Bir de parmak uçlarımın zemine dokunmasıyla oluşan beyin yeteneği… Doğru yolda olana selam olsun!

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.