DOLAR

49,5236$%0,11

EURO

55,7532€%0,21

STERLİN

66,1191£%0,47

GRAM ALTIN

6.646,40%0,17

BİST100

%

BİTCOİN

4077654฿%2.11109

a
Osman Köse

Osman Köse

16 Ekim 2026 Cuma

BİR HAYVAN BİN SADAKA

BİR HAYVAN BİN SADAKA
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir şehrin medeniyeti, yalnızca yükselen binalarıyla değil, sokaklarında yaşayan savunmasız canlılara nasıl davrandığıyla ölçülür. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte başlar onların günü. Bir çöp konteynerinin başında yiyecek arayan bir köpek, soğuktan korunmak için bir apartman boşluğuna sığınan kedi, bir lokma ekmek uğruna insanın merhametine muhtaç yüzlerce can. 

Onların ne makamı var ne de kapısını çalabilecekleri bir devlet dairesi. Ne dertlerini anlatabilecekleri bir dilleri var ne de haklarını arayabilecekleri bir kürsüleri. Sadece yaşamaya çalışıyorlar. Hem de çoğu zaman insanın acımasızlığıyla mücadele ederek. Bir yanda hayvan sevgisinden söz edenler, diğer yanda bir kap suyu çok görenler.  Bir yanda merhamet nutukları atanlar, diğer yanda savunmasız bir cana eziyet edenler. 

Aylardan temmuz tam ortasındayız yaz ayının. Kuzey Egede bir sitede yazımı geçiriyorum. Kader ağlarını örüyor ve beni minik bir dilsiz canlıyla karşılaştırıyor. Bir barakanın köşesinde anne ve yavruları korkulu gözlerle bana bakıyor. Anne tedirgin yavrular henüz daha gözleri açılmamış minik kedi yavruları. 

Hikayemiz tam da burada başlıyor. İnsan yüreği naiftir dayanamaz. Bende de öyle oluyor. Başlıyorum üç yavru bir anneyi beslemeye. Gücüm yettiğince elimden geldiği kadarıyla destek oluyorum. Sonra yavrunun birisi ölüyor, daha sonra ikincisi, evlat kaybetmiş gibi hüzün kaplıyor yüreğimi. Bir anne kalıyor bir de son yavrusu. 

Ne kadar beslesek de maalesef anne de ölüyor. Tek başına bir yavru kedi kalıyor. İyi bakamadık mı? Diye geçiriyorum içimden. Suçluluk duygusu taşıyorum içimde. İşlerim gereği İstanbul’a dönmek zorunda kalıyorum. Minik bir yavruyu orada bırakarak. Sığamıyorum İstanbul’a aklım o yetim minik yavruda. 

Edemiyorum atlayıp geliyorum Ege’ye siteye. Duruyor bıraktığım yerde “tüm ailem öldü ben yaşayacağım” dercesine hayata tutunmuş yaşıyor. O mahmur bakışıyla “beni al der gibi” bana bakıyor. Sağ olsun komşularımız plastik bir kap içinde suyunu ve mamasını eksik etmemişler. Beni görünce taklalar atıyor ellerimi yalıyor. Öyle bir bakış var ki; kıyamazsınız. 

Bir kız evladı sahibi daha oluyorum. Alıyorum onu; doğru veteriner aşılar, çip ve kimlik derken bir bakıyorum yerleşmiş yanıma. Bir bakışı var ömre bedel. Adını “Eylül” koyuyorum. Hazan zamanı o da ailesinin tamamını yitirmiş hazanı yaşamış bir can. Ağzı var dili yok. 

Eylül bana o kadar iyi geliyor ki; tüm stresimi alıyor. Bana sorumluluk yüklüyor. Bilmediğim şeylere, paramın nereye gittiğini bilmediğim yerlere hayır yapacağıma Eylül’e harcıyorum. Sayesinde geçinen onlarca arkadaşları da var. Ve ben onunla seyahatlerimde de birlikte gidiyorum. Ankara’ya, İzmir’e, Karadeniz’e, İstanbul’a ben neredeyim Eylül orada. 

Şu an yaşamımda bir Eylülüm var. Hazan değil tam tersi huzur.  Tam bir yıl oldu. Benimle yatan benimle uyanan bir kızım olalı. Anlatmak ve tavsiye etmek istedim. Şu üç günlük dünya sadece insanlardan ibaret değil. Bir hayvanı sevin. Bu kedi olur, köpek olur, kuş olur veya herhangi bir canlı olur. İnanın “sadakanızın” tam olarak ulaştığı yer olduğunu hissedeceksiniz. Lütfen sokak hayvanlarına sahip çıkalım. Onlar Allah’ın sessiz kullarıdır. 

Sağlıcakla…

Saygılarımla 

Osman Köse

Devamını Oku

DEVLET DAİRELERİNDE İSTİHDAMLAR

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir zamanlar devlet dairesinde bir müdür vardı, bir de işini yapan memur. Şimdi ise makamların isimleri uzadıkça uzuyor: Müdür ve müdür yardımcısı. Müdür yardımcısının yardımcısı. Yakında tabelalara sığmayacağız! Devletin görevi vatandaşa hizmet etmektir. Ama devlet kadroları, hizmet üretmenin ötesinde işsizliği gizlemenin, siyasi beklentileri karşılamanın, torpillerin ve günü kurtarmanın aracı haline gelmiş ise; orada ciddi bir sorun var demektir. Çünkü kamu bütçesi sınırsız değildir.
Devletin kasasından çıkan her kuruş, aslında vatandaşın cebinden çıkan paradır. Maaşlar, sosyal haklar, primler, hizmet binaları, araçlar, lojmanlar ve diğer personel giderleri. Bunların tamamı vergi gelirleriyle karşılanmaktadır. Peki mesele personel sayısı mı? Hayır. Mesele, ihtiyaçtan fazla insan çalıştırmakla, ihtiyaç duyulan yerde yeterli personel bulundurmak arasındaki farkı görememektir. Bir hastanede hemşire eksikse, okulda öğretmen açığı varsa, adliyede personel yetersizse; buna karşılık başka bir kurumda aynı işi yapan onlarca kişi bulunuyorsa burada yalnızca bir istihdam problemi değil, kaynak dağıtımı problemi vardır.
Küçük bir Karınca her sabah erkenden işine gelir ve neşe içinde çalışmaya başlardı. Çok çalışır çok üretirdi. Ve bunları keyif içinde yapardı. Patronu Aslan, Karıncanın başında yöneticisi olmadan kendiliğinden bu kadar hevesle çalışmasına çok şaşırırdı. Bir gün kararlılığı ve verimliliği arttırmak için aklına parlak bir fikir geldi. Eğer Karınca, başında bir yönetici bile olmadan bu kadar üretken olabiliyorsa, bir de başarılı bir yöneticisi olsa neler yapardı.
Bunun üzerine, müthiş bir yöneticilik kariyeri olan ve yazdığı raporlarla ünlü Hamamböceği’ni işe aldı. Hamamböceği işe öncelikle bir saat alarak başladı. Böylece Karınca’nın çalıştığı saatleri tam olarak ölçebilecekti. İş saatlerinde gevşekliğe müsaade etmeyecekti. Elbette raporlarını düzenleyecek bir sekretere de ihtiyacı olacaktı. Bu nedenle; hem telefon trafiğini yönetmek ve hem de arşiv işleri için Örümcek’i işe aldı.
Aslan, gelişmelerden çok memnundu. Hamamböceği’nin hazırladığı raporlar gerçekten harikaydı. Hatta ondan üretim hızını ölçen ve karlılığı analiz eden renkli grafikler de hazırlamasını istedi. Böylece bu raporları ortaklarına sunum yaparken kullanabilecekti. Hamamböceği, bu raporları üretebilmek için yeni bir bilgisayara ve donanıma ihtiyaç duydu.
Artık artan ekipmanlar için de bir bilgi işlem departmanı oluşturmanın zamanı gelmişti. Bu işleri idare etmek için Sinek’i işe aldı. Bir zamanlar mutlu, üretken ve rahat olan Karınca bu yeni toplantı düzeninden ve evrak işlerinden yılmıştı. Zamanın büyük bir kısmını sorulan soruları cevaplamak ve evrak işleri yapmakla geçiyordu. Aslan, Karınca’nın bölümünün giderek büyümesinden memnundu. Bölümü daha da büyütmek üzere bir üst yöneticiye ihtiyaç olduğunu düşündü. Ve bölüm başkanı olarak başarıları ile ünlü Ağustosböceği’ni işe aldı.
Kendi rahatına ve keyfine düşkün Ağustosböceği’nin ilk icraatı ofisi rahat edebileceği yeni mobilyalarla döşemek oldu. Tabii ki kendisinin yeni bir bilgisayara, bütçe kontrol ve stratejik verimlilik planı hazırlanması için kişisel bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Bunun üzerine eski işyerindeki yardımcısını işe aldı. Karınca’nın çalıştığı yer giderek kimsenin gülmediği, neşesiz ve mutsuz bir mekana dönüşmüştü. Ağustosböceği, patronu Aslan’ı ortamın ruh halini değiştirecek bir çalışma yapılması gerektiğine ikna etti.
Bunun üzerine, Karınca’nın bölümünde olup bitenleri gözden geçiren Aslan, üretimin ve karlılığın dramatik bir şekilde düştüğünü farketti. Hemen, son derece itibarlı ve iyi tanınmış bir Danışman olan Baykuş’u sorunu çözmesi için işe aldı. Baykuş, Karınca’nın departmanında 3 ay geçirdi. Bu hummalı çalışmanın ardından ciltlerce süren muhteşem bir rapor yazdı. Raporun sonucu şuydu: “Departmanda aşırı istihdam vardı”.
Aslan, raporu inceledikten sonra dramatik bir karar verdi. Ve, elbette, ilk olarak negatif tavırlarıyla dikkat çeken, mutsuz ve çalışma isteğini kaybetmiş olan Karınca’yı işten çıkardı. Günümüzde geldiğimiz noktanın tam olarak özeti budur. Devlet yönetiminde ünvanın değil, iş üretmenin değerli olması gerekir. Çünkü vatandaşın umurunda değildir kimin “yardımcının yardımcısı” olduğu. Sağlıcakla… Saygılarımla

Devamını Oku

EYLÜL DE TOPARLANIP GİDİYOR…

EYLÜL DE TOPARLANIP GİDİYOR…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Takvimde bir ay, insanın ömründe ise başlı başına bir mevsimdir Eylül. Ne bütünüyle yazdır ne de henüz sonbahar. Bir vedanın eşiğinde durur. Giden yazın ardından sessizce bakarken yaklaşan kışın soğuğunu henüz taşımamıştır. Belki de bu yüzden insanın kendisiyle en çok konuştuğu zamandır. Sabahları güneş başka doğar, akşamları hüzün başka çöker. Ağaçların yapraklarında sarının ilk tonları belirir; hafif bir rüzgâr, yazdan kalan sıcaklığı usulca alıp götürür. Sokaklar sessizleşir, gökyüzü derinleşir. Eylül, bütün bunlarla birlikte bize geçip giden zamanı hatırlatır.

Çocukluğumuzun Eylülleri düşer aklımıza: Okul çantalarının hazırlandığı, yeni defterlerin kokusunun evlere yayıldığı günler. Yaz tatilinin sona erdiğini anlayıp biraz buruk, biraz heyecanlı yeni bir başlangıca hazırlandığımız zamanlar. Sonra büyürüz. Defterlerin yerini hayat alır. Eylül geldiğinde artık okul zillerinden çok, geride bıraktıklarımızın sesi duyulur içimizde.

Bir fotoğraf çıkar karşımıza, bir şarkı çalar, tanıdık bir sokaktan geçer ya da bir kokuya rastlarız. Yıllar önce yaşanmış bir an, sanki dün olmuş gibi yeniden belirir gözlerimizin önünde. Eylül’ün marifeti budur. Unuttuğumuzu sandığımız şeyleri hatırlatır. Fakat Eylül yalnızca hüzünden ibaret değildir. Aynı zamanda yeniden başlamanın da mevsimidir. Sonbahar, doğanın diliyle bize şunu söyler: “Bazı şeyleri bırakmadan yenilerine yer açamazsın.”

Ağaçlar yapraklarını bırakır, güneş daha erken vedalaşır, geceler uzar. İnsan da böylece anlar ki hayat, yalnızca sahip olduklarımızdan değil, vazgeçebildiklerimizden de oluşur. Belki Eylül’ü bu yüzden seviyorum. Çünkü insana bağırmadan konuşur. “Her şey geçiyor,” der; öfke, kırgınlık, gençlik ve yıllar. Hepsi geçer fakat sevgi kalır, vefa kalır, iyilik kalır. Bir insanın başka bir insanın hayatında bıraktığı güzel iz, zamanın içinden geçerek yaşamaya devam eder.

Eylül, hayatın hızını yavaşlatmayı da öğretir. Bir dostun sesini daha dikkatli dinlemeyi, anne babamızın ellerine biraz daha uzun bakmayı, sevdiklerimize “İyi ki varsın” demeyi hatırlatır. Çünkü bazı cümleleri söylemek için yarını beklememek gerekir. Yarın, her zaman gelmeyebilir. Eylül’ün hüznü biraz da buradan doğar. Bize yazın bittiğini değil, zamanın geçtiğini hatırlatır. Oysa zamanın akışına kızmak yerine, elimizde kalan günlerin kıymetini bilmek gerekir.

Eylül geldi. Yaz bavulunu topluyor, sonbahar kapının eşiğinde bekliyor. Ağaçlar yavaş yavaş sararıyor; biz ise hayatın önümüzde açılan yeni sayfasına bakıyoruz. Geçmişteki bazı satırları değiştiremeyiz. Bazı insanları geri getiremeyiz, bazı yolları yeniden yürüyemeyiz. Ama bundan sonra yazacaklarımızı daha güzel seçebiliriz.

Çünkü Eylül yalnızca bir ay değildir. Eylül, insanın kendisiyle yüzleştiği bir mevsimdir. Biraz hüzün, biraz umut; biraz geçmiş, biraz gelecek ve bütün bunlardan biraz da biz. Geldi gidiyor işte Eylül. Gidenlerin hatırasıyla, kalanların kıymetiyle ve yeniden başlayabilmenin umuduyla. Sen takvimde bir yaprak değil, insanın kalbinde başlı başına bir mevsimsin. Turgut Uyar’ın ‘’Acıyor’’ adlı şiiri işte böyle biterdi: ”Eylül toparlandı gitti işte, Ekim filan da gider bu gidişle”. Öyle olmadı mı? Eylül toparlandı gitti işte, Ekim filan da gider bu gidişle.

Sağlıcakla…

Saygılarımla 

Osman Köse

Devamını Oku

GİRESUN ADASI’NDAN DÜNYAYA 715 TELSİZ GÖRÜŞMESİ

0

BEĞENDİM

ABONE OL

GİTRAD üyesi iki genç amatör telsizci, Giresun Adası’ndan 6 saatlik çalışma ile dünyanın farklı noktalarındaki telsizcilerle 715 görüşme gerçekleştirerek adanın tanıtımına katkı sağladı.

Giresun Radyo Amatörleri Derneği (GİTRAD) üyeleri TA7AZC Gölkem Çağrı Zıvalı ve TA7EK Emre Karakayalı, gerekli izinlerin alınmasının ardından müze görevlisi eşliğinde Giresun Adası’na çıkarak HF amatör telsiz faaliyeti gerçekleştirdi.

Yaklaşık 6 saat süren çalışmada Avrupa başta olmak üzere Asya, ABD, Japonya, Endonezya, Avustralya ve dünyanın farklı bölgelerindeki amatör telsizcilerle toplam 715 görüşme yapıldı.

ELEKTRİK OLMADAN İSTASYON KURDULAR

Adada elektrik ve sabit enerji kaynağı bulunmamasına rağmen çalışma, önceden hazırlanan LiFePO4 pil-batarya sistemi sayesinde gerçekleştirildi. Kısıtlı zaman ve zorlu doğa şartlarına rağmen 715 görüşmeye ulaşılması, faaliyetinin amatör telsiz camiasında ilgi görmesini sağladı.

Genç telsizciler, çalışmanın yalnızca teknik bir aktivasyon olmadığını belirterek, Giresun Adası’nı dünyanın farklı noktalarındaki amatör telsizcilere tanıtmaktan mutluluk duyduklarını ifade etti.

Giresun Adası’nın IOTA, WWFF, POTA ve WCA gibi uluslararası amatör telsiz programlarında yer almasının da çalışmaya gösterilen ilgide etkili olduğu belirtildi.

Faaliyetin gerçekleştirilmesine sağlanan destek ve izinler dolayısıyla GİTRAD üyeleri, Giresun Valisi Mustafa KOÇ, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İl Özel İdaresi ve Giresun Müzesi’ne teşekkür etti.

Devamını Oku

KEŞAP’A 750 MİLYON LİRALIK, 500 ÖĞRENCİ KAPASİTELİ YURT GELİYOR

0

BEĞENDİM

ABONE OL

AK Parti Giresun Milletvekili Ali TEMÜR, Keşap ilçesine yaklaşık 750 milyon lira değerinde, 500 öğrenci kapasiteli modern bir öğrenci yurdu yapılmasının planlandığını açıkladı.

Giresun’da üniversite öğrencilerinin barınma ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik yatırımlar sürüyor. Bu kapsamda Keşap ilçesi Bozkurt Mahallesi’nde, yaklaşık 750 milyon lira değerinde ve 500 öğrenci kapasiteli yeni bir öğrenci yurdu yapılması planlanıyor.

AK Parti Giresun Milletvekili ve TBMM Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu Üyesi Ali TEMÜR, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın BAK ile gerçekleştirdikleri görüşmeler sonucunda Keşap’a yapılacak yurt için gerekli desteğin alındığını belirtti.

250 KIZ, 250 ERKEK ÖĞRENCİ KALACAK

TEMÜR, yurt yapımı amacıyla tahsis edilen toplam 5 bin 780 metrekarelik alan üzerine inşa edilmesi planlanan tesisin 250 kız, 250 erkek olmak üzere toplam 500 öğrenciye barınma imkânı sağlayacağını ifade etti.

Modern şekilde tasarlanması planlanan yurdun, Keşap’ta eğitim gören öğrencilerin barınma konusunda yaşadığı sıkıntıların önemli ölçüde giderilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.

“SÜRECİ YAKINDAN TAKİP EDİYORUZ”

Projenin hayata geçirilmesi için Gençlik ve Spor Bakanlığı ile koordinasyon çalışmalarının sürdüğünü belirten TEMÜR, gerekli hazırlık ve proje çalışmalarının tamamlanmasının ardından yatırımın en kısa sürede öğrencilerin hizmetine sunulması için süreci yakından takip ettiklerini söyledi.

Gençlerin eğitimine ve geleceğine yapılan yatırımların Giresun’un geleceğine yapılan yatırımlar olduğunu vurgulayan TEMÜR, “Keşap’ımıza ve kıymetli öğrencilerimize hayırlı olsun” dedi.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.