DOLAR

46,2874$% 0.15

EURO

53,6017% -0.16

STERLİN

62,1538£% -0.1

GRAM ALTIN

6.277,08%0,31

BİST100

13.938,48%1,42

BİTCOİN

2980507฿%1.61772

a
Osman Köse

Osman Köse

05 Haziran 2026 Cuma

ÖLÜNCE SİYASET YAPAMAZSAM

ÖLÜNCE SİYASET YAPAMAZSAM
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir şarkı var, der ki: “ölünce sevemezsem seni.” Aslında bu şarkının sözlerini “ölünce siyaset yapamazsam” diye değiştirmek lazım. Sözde demokrasinin hâkim olduğu ülkemizde siyasetçilerimize bir bakınız. Parti genel başkanları hep aynı kişiler, mecliste vekiller çok aynı yüzler ve her dönem listelerde hep aynı isimler. Ülkemizde sizlerden başka ülkeyi yönetecek kimse yok mu? O koltuğa oturanlar neden kalkmasını bilmiyor? 

Siyaset, yalnızca fikirlerin ve ideallerin yarışı değil aynı zamanda güç, sadakat ve çıkar çatışmalarının da sahnesidir. Tarih boyunca bazı ihanetler yalnızca kişileri değil, devletleri, milletleri ve hatta çağları değiştirmiştir. Dün omuz omuza yürüyenlerin bugün birbirine düşman olması, siyasetin en sert gerçeğidir. Son örneğini yaşadığımız Özel ve Kılıçdaroğlu gibi. 

Tarihi ihanetlerin ortak noktası, çoğu zaman “dava” söylemiyle başlayıp kişisel hesaplarla sonuçlanmasıdır. Güç paylaşımında yaşanan anlaşmazlıklar, makam hırsı, dış baskılar veya ideolojik ayrılıklar; en yakın müttefikleri bile birbirine rakip hâline getirmiştir. Bir dönem aynı kürsüden halka seslenenler, kısa süre sonra birbirlerini “hain” ilan edebilmiştir. Bir zamanla baba oğul ilişkisi içinde olan Erdoğan ve Erbakan gibi. 

Tarih kitaplarında bu örnekler sayısızdır. Roma’da Julius Cesar’ın en yakınındaki isimlerden biri olan Brütüz tarafından hançerlenmesi, yalnızca bir suikast değil, siyasi güvenin çöküşünün sembolü olmuştur. Osmanlı’da taht mücadeleleri uğruna kardeşlerin birbirine düşmesi, devletin bekası adına yapılan sert kararların nasıl derin yaralar açtığını göstermiştir. Modern çağda ise darbeler, parti içi tasfiyeler ve gizli ittifaklar, siyasi ihanetin farklı yüzleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Siyasette ihanetin en büyüğü seçen halka yapılmaktadır  

Seçimlerde en büyük ihanet bir lidere değil, oyları ile başa getiren seçmene yani halka yapılır. Seçim dönemlerinde verilen sözlerin unutulması, kamu kaynaklarının kişisel çıkarlar için kullanılması, milletin güveninin istismar edilmesi siyasetteki en ağır kırılmaları doğurur. Çünkü halkın hafızası zaman zaman kısa olsa da adalet duygusu kalıcıdır.

Bugün dünyada birçok ülkede yaşanan siyasi kutuplaşmanın temelinde de güven kaybı yatmaktadır. Halkın güveni bitince başa taç edilen liderin tarih sahnesinden silinmesi kaçınılmazdır. İnsanlar artık yalnızca rakip partilere değil, kendi destekledikleri kadrolara karşı da şüpheyle yaklaşmaktadır. Bunun nedeni, geçmişte yaşanan ihanetlerin bıraktığı izlerdir.

Siyaset, ilkeler üzerine kurulduğunda toplumları yükseltir; kişisel hesapların aracı hâline geldiğinde ise çöküşü hızlandırır. Tarihi ihanetlerden çıkarılması gereken en önemli ders budur. Güç geçicidir, fakat güven kaybının bedeli nesiller boyunca ödenir. Ülkemizde geldiğimiz noktada siyaset halkı yönetmekten daha çok koltuk sevdasına dönüşmüş durumdadır. 

Zamanı geldiğinde bırakabilmek, belirli bir yaşa gelindiğinde köşene çekilebilmek ve gençlerimize kucak açıp o koltuğa oturtabilmek ülkene ve milletine yapacağın en büyük hizmettir. Koltuğu oturan bir daha kalkmasını bilmiyor. Mezara kadar siyaset bizim ülkemize özgü olsa gerek. Bir ata sözümüz var “Ar damarı çatlamış” deriz. Açılımı ise; utanç duyulması gereken kötü veya çirkin davranışları hiçbir sıkıntı duymadan, çekinmeden ve yüzü bile kızarmadan yapan, utanmaz kimseler için kullanılan bir deyimdir. Günümüzde tamda bunu yaşıyoruz.  Şunu asla unutmayın; “biri koltuğundan kalkmıyorsa altına pislemiştir.”

Sağlıcakla…

Devamını Oku

FİLİSTİN İÇİN ÜZÜLÜYORUZ AMA!

FİLİSTİN İÇİN ÜZÜLÜYORUZ AMA!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Gazze bizi vicdana çağırıyor, içimizi allak bullak eden bir barbarlık karşısında yumruklarımızı sıkıyor, dilimizde öfke sözcükleri biriktiriyoruz. Ne çare ki sözlerimiz de öfkemiz de barbarı durdurmaya yetmiyor. Barbar, paramparça ettiği çocuk gövdelerinin üzerinden üstünlüğünün ve efendiliğinin tescil edilmesini istiyor. İnsanları topraksız bıraktı, şimdi toprağı insansız bırakmak istiyor. Sömürgecinin barbarca cürmü, diğer sömürgeci efendilerin sessizliğiyle tamamlanıyor.

Filistin topraklarına yağmur yerine bombalar yağıyor. Masum çocuklar ölüyor insanlık ölüyor.  Dünya sessiz, dünya sağır ve dünya kör. Olan biten bu vahşeti dünya sadece izlemekle yetiniyor. İki satır kınama yazı ve demeçleri hepsi o kadar. Peki! Filistin nasıl bu hale geldi? Ne oldu da Filistin kendi topraklarında azınlık durumuna gelme yolunda ilerliyor?

Yıl 1837 Filistin nüfus sayımı yapılıyor,  Filistin’de bulunan Yahudilerin toplam nüfusu dokuz bin olarak kayıtlara geçiyor. Filistinli Arapların, Yahudilere toprak satması ile bu rakam elli bine yükseliyor. Böylece 1882’de ikinci Yahudi yerleşimi kurulmuş oldu. 1908’de Yahudi nüfusu yüz binin üzerine çıkmıştı. Bu topraklar devlet tarafından satılmıyordu. Bizzat o bölgede yaşayan Arap şeyhlerin şahsi mallarıydı. Ederinin çok üstünde fiyatlara satmak için Filistinli Araplar adeta yarışıyordu. Halbuki Padişahın bu konuda açık emri vardır. Hiçbir Yahudi’ye toprak satılmayacaktır. 

Her şeyin kılıfını uyduran Yahudiler, Alman kimliği ile İngiliz kimlikleri ile toprak satın alıyorlardı. Filistinli Arapların ise gözü doymak bilmiyordu. Yani öyle işgal ederek başlamadı her şey! Adamlar bastılar parayı aldılar toprakları. Demek ki neymiş, Vatanın her bir karışı kutsal imiş, kutsalı satar isen başına bunlar gelirmiş. 

Osmanlı dönemi sonrası Filistin İngiliz himayesi altına girdi ve toprak satışı yasağı kalkınca Yahudiler satın aldıkları toprakların tapularını kendi üzerlerine aldılar. 1925’te 944 bin dönüm olan arazi satılmıştı. 1927’de 1 Milyon 124 bin dönüm arazi satılmıştı. 1930’da satılan arazi miktarı 1 Milyon 700 bin dönüme çıkmıştı. Bunlar hep satın alınan arazilerdi. Tapulu ve belgeli. 1948 yılına gelindiğinde bir devlet kurabilecek kadar toprak satın alınmıştı. Öyle bazılarının söylendiği gibi Filistin işgal falan edilmiş değil. 

Filistinlilerin Türklerle bağları neydi?

Yıl 1915 Filistin askerleri, Türk askerlerine cephe arkasından saldırmış ve 14 Bin Türk askerinin şehit olmasına birçok askerin yaralanmasına sebep olmuştu. Arap ihaneti ile esir düşen on beş bin Türk askerinin gözleri kör edilerek eziyet edilmişti. Kardeş değimiz Filistin’e bakar mısınız?

Yıl 1916 Filistin bayrağı, Filistin halkını temsil etmek için kullanılan bayraktır. İlk olarak Şerif Hüseyin tarafından 1916 yılında Osmanlı Devleti’ne karşı başlatılan Arap ayaklanmasının sembolü olarak 4 renkli, siyah, beyaz, yeşil ve kırmızı renklerden oluşan bir bayrak tasarlanır. En üstteki siyah yatay çizgi, Abbasileri; Ortadaki yeşil renk Şii Fatımileri, Alttaki beyaz renk Emevileri temsil eder. Kırmızı üçgen ise 1916 yılında Osmanlı Devleti’ne isyan eden Şerif Hüseyin’in kabilesi Haşimoğullarını, diğer bir görüşe göre Arapların Osmanlı Devleti’ne karşı bağımsızlığı için dökülen kanı temsil eder. 

Yıl 1917 Filistinli Araplar İngiliz Lawrance ile bir oluyor ve tarihe Akabe baskını olarak geçecek ihanete imza atıyorlardı. Akabe’deki tüm Türk askeri katledilmiştir. Bugün Ürdün-Filistin arasındaki Wadi Rum çölünde, Lawrance Rölyefi ile Lawrance’ı dağlara taşlara kazımışlardır. Aynı yıl yani 1917’de Kudüs Filistinliler tarafından İngilizlere teslim ediliyor. Bunla da kalmıyor İngiliz General Edmund Allenby Kudüs’e girerken Filistinli Araplar tarafından “El-Nebi” yani peygamber olarak karşılanıyor. 

Yıl 1978 Filistin Kurtuluş örgütü terör örgütü PKK’ya kucak açıyor , PKK ile birlikte Türkiye aleyhine faaliyetlere başlıyor. Yıl 1979 

Ankara’da bulunan Mısır Büyükelçiliği Filistinliler tarafından basılıyor bir polisimiz ve bir bekçimiz şehit oluyor. Yıl 1980 

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi lideri George Habash, Lübnan’ın Sidon şehrindeki kamplarını Asala terör örgütüne açıyor, Asala’nın diplomatlarımızı katlettiği eylemlerine bu Filistinli teröristler de destek veriyor.

Yıl 1989 Yaser Arafat, “Ermenistan’ın haklı davasını destekliyoruz” açıklamaları yapıyor. Karabağ işgaline ve Ermeni katliamlarına destek veriyor. Yıl 1993 Filistinli Araplar, Mesud Barzani’nin “Bağımsız Kürdistan” fikrine de destek oluyor. Yıl 2002 Binbaşı Cengiz Toytunç Batı Şeria’da Barış gücünde görevliyken aracı durularak şehit ediliyor. Yıl 2009 Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas Kıbrıs’ta Türklerin işgalci olduklarını, Rumların tüm tezlerini desteklediklerini dünyaya açıklıyor. 

Filistin’in durumuna düşüyoruz ruhumuz duymuyor

Bugün güzel ülkemin güzel sokaklarında bu milletin üzerinde Türk kanının da temsil edildiği Filistin bayrağını şahlandıran bir kesim var. Türkiye’de ;  İtalyan, Alman, İngiliz şirketleri adı altında İsrail tarafından alınan binlerce dönüm tarım arazisinin satın alındığını herkes biliyor. Tıpkı vakti zamanında Filistinli Arap şeyhlerin topraklarını sattıkları gibi bizlerde topraklarımızı maalesef ecnebilere sattık, satmaya da devam ediyoruz. 400.000 dolar veren herkes Türk vatandaşı olabiliyor.

Evinizi ,toprağınızı, yerinizi ve yurdunuzu yabancılara satarken bir daha düşünün. Vatan uğruna bağımsızlık ve hürriyet uğruna binlerce şehidin kemiklerini sızlatmayın. İstiklal marşımızdaki şu dizelerini defalarca okuyun ve idrak edin! “Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı”

Sağlıcakla…

Saygılarımla 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.