47,8422$%0,10
55,3796€%0,31
64,8117£%0,26
6.737,19%0,68
%
3014468฿%0.5
14 Ağustos 2026 Cuma
“Helak edici 7 şeyden kaçınınız.” ashab-ı kiram sordu: “bu yedi şey nedir, ya rasülullah?” Buyurdular ki:
1- Allah’a şirk koşmak.
2- Sihir(ve büyü yapmak, yaptırmak, inanmak)
3-Allah’ın haram kıldığı cana kıymak(adam öldürmek)
4-Faiz yemek.
5-Yetim hakkı yemek.
6-Savaştan kaçmak.
7-Namuslu ve suçsuz mü’min kadına iftira atmak” (Dinimiz İslam)
“Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden (idare ettiklerinizden) sorumlusunuz. İdareci bir çobandır. Erkek, aile halkının çobanıdır. Kadın, kocasının evi ve çocukları için çobandır. Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlık yaptıklarınızdan (idare ettiklerinizden) sorumlusunuz.”(Buhari.Nikâh bl. 91)
“Ümmetimle ilgili en çok korktuğum şey, Allah’a ortak koşmalarıdır. Dikkat edin, ben size ‘onlar ay’a, güneş’e veya puta tapacaklar’ demiyorum. Fakat onlar,(hakimiyeti fertlerde veya cemiyetlerde görecekler) Allah’tan başkasının emirlerine ve arzularına göre iş yapacaklar” (S.İbn-i Mace, H.no:4205).
“Kur’an-a sarılınız, O’nu hayat rehberi tanıyınız. Zira O, Allah’ın kelamı(kanunları)dır.”(C.Sağir,2/64).
“Allah, şu Kur’an-la amel eden toplumları yükseltir, O’nun izinden gitmeyenleri de alçaltır” (R. Salihin,2/341).
“Size iki şey bıraktım, bu iki şeye sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapıklığa düşmezsiniz. Bunlar Allah’ın Kitabı ve Nebi’nin Sünnet’leridir”(Malik-Muvatta, Kadre:3).
“Sizden birinizin arzusu benim getirdiğime (Kur’an-a) uygun olmadıkça gerçek mü’min olamazsınız”(Nevevi, erbain, H.No:41)
“Sakın sizden birinizi, benim emrettiğim veya nehyettiğim bir konu kendisine iletildiğinde, koltuğuna yaslanmış olarak, ‘biz onu-bunu bilmeyiz, Allah’ın Kitabında ne bulursak ona uyarız, işte o kadar’ derken bulmayayım” (Tirmizi, ilim:10)
“Bir devletin idarecileri allah’ın indirdiği hükümler ile hükmetmezlerse,Allah onları birbirine düşürür.”(ibn-i mace)
“Nasıl iseniz, öyle idare edilirsiniz” (Keşf-ül Hafa,2/127).
“Her hangi bir idareci, Müslümanların işini üzerine alır da, onların faydasına çalışmazsa,Müslümanlarla Cennet’e giremez”.(R. Salihin c:1,s:504)
“Benden sonra bir takım emirler(idareciler) olacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik eder, yaptıkları işte kendilerine yardımcı olursa benden değildir, ben de onlardan değilim. O kimse ahirette Havz’ımın kenarına yaklaşamayacaktır. Kim onları tasdik etmez, zulümlerinde onlara yardımcı olmazsa bendendir, ben de ondanım. O kimse Havz’ımın kenarında(benimle) olacaktır”(Tirmizi, H.No:2360).
“Üç sınıf kimse vardır ki, Kıyamet Günü Allah onlar ile konuşmaz , onlara bakmaz ve onları temize çıkarmaz. Bunlar için elem verici azap vardır. 1)Çölde fazla suyu olup ta arkadaşına vermeyene. 2)Yalan yere yemin eden satıcıya. 3)Yalnız dünya menfaati için hükümdara biat eden kimsedir ki, istediğini verirlerse biatında devam eder, vermezlerse biatından döner”( 40 Hadis. D.İ.B. yayınları)
”İnsan dostunun dinindendir, şu halde sizden her biriniz dost edineceği kimseye dikkat etsin” .(İslâm Nizamı, A.R. DEMİRCAN C:2/190)
“Bir devletin yöneticileri, Allah’ın indirdikleri ile hükmetmezlerse, Allah onları bir birine düşürür. (İbn-i Mace. İmam Ahmed bin Hanbel-Müsned)
“Âhir zamanda zalim idareciler, fasık vezirler, hain kadılar ve yalancı fakihler türer. O zamana yetişen olursa, sakın onların emrine girip, zulme ortak olmasın.( (Mecmau’z-zevaid, 5/533).)
İstanbul’da özel bir hastanede çalışan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Abdülkadir Geylani Şahan, Kur’an-ı Kerim’de teyemmümden bahsedilen Maide Suresinden yola çıkarak bir araştırma yaptı. İnsanlardan el temizliği yapılmadan örnekler alan Doktor Şahan ve ekibi, ardından teyemmüm yaptırarak yeniden örnek aldı. Çıkan sonuçları karşılaştıran Şahan, teyemmüm sonrası ellerin temizlendiğini gördü. Aldıkları sonuç karşısında çok şaşırdıklarını söyleyen Şahan,”Kuran-ı Kerim, insanların hem bilimsel hayatına hem dünya hayatına akla gelebilecek her duruma çok net açıklamalar verebilen bir kitap.” ifadelerini kullandı.
İstanbul’da özel bir hastanede görev alan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Abdülkadir Geylani Şahan, Maide Suresinin 6. ayetinden yola çıkarak dikkat çekici bir araştırma yaptı. Ayette geçen “Su bulamadığınız takdirde temiz bir toprağa yönelin (teyemmüm edin), yüzünüzü ve ellerinizi onunla meshedin” ifadelerini inceleyen Şahan, 25 kişilik bir ekiple birlikte 14 denek üzerinde çalışmalara başladı. 14 kişide yapılan araştırmada önce kişiler tuvalete girdi. Tuvalet sonrasında el temizliği yapılmadan örnek alındı. Daha sonra teyemmüm yaptırılıp aynı kişiden tekrar örnek alındı. Alınan örnekler incelendiğinde teyemmüm öncesinde alınan örnekte mikroorganizmaların ürediği görüldü. Teyemmüm sonrasında yapılan araştırmada ise kişilerden alınan örneklerde steril sonuç elde edildi.
ŞAŞKINLIKLARINI SAKLAYAMADILAR
Yaptığı araştırma sonucunda şaşkınlık yaşayan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Abdülkadir Geylani Şahan, yapılan araştırmayı uluslararası kongrelerde de paylaştıklarını söyledi. Araştırmanın 6 ay kadar sürdüğünü dile getiren Şahan, “Araştırmanın içeriği Kuran-ı Kerim’deki ayetlerden geliyor. Kuran-ı Kerim’i okurken Maide Suresi 6. ayette, gördük ki Allah bizim elimizi arındırmak ya da bizi temizlemekle ilgili bir ifade kullanmış. Bu ifadeden yola çıkarak dedik ki ’acaba bu bir manevi temizlik mi yoksa maddi temizlik de var mı bunun boyutunda’. Sonra insanları daha pis olan bir işlemle temas ettirip ondan sonra temizliğe yönlendirelim diye bir durum aklımıza geldi. İnsanları tuvalete soktuk ve dedik ki tuvalete girildikten sonra eller kirli kabul ediliyor. Hepimiz öyle biliyoruz. Sonra onların ellerinde kültür aldık. Kültür aldıktan sonra tekrar bu insanlara teyemmüm yaptırıp sonra tekrar kültür aldık. “
ULUSLARARASI KONGREDE PAYLAŞILDI
“Teyemmüm aldıktan sonra ellerinden aldığımız kültür örneğinde üreme olmayıp steril kalınca biz hem Allah’ın ayetlerini hem de bu ayetleri açıklayacağım diye ifade ettiği Fussilet suresi 53. ayetini doğrulamış olduk. Bunu görünce de çok şaşırdık. Çok kıymetli ve çok da yeni bir veri olunca da hemen bunu uluslararası kongrede paylaştık. Diğer bilim adamları da bizim gibi şaşkınlıklarını saklayamadılar. Bizi çok şaşırttı ve çok da yüreklendirdi. Bununla ilgili birkaç proje daha yapıyoruz. Ben açıkçası bu projeyi paylaşmak istememin temel nedenlerinden bir tanesi Kuran-ı Kerim, insanların hem bilimsel hayatına hem dünya hayatına akla gelebilecek her duruma çok net açıklamalar verebilen bir kitap. Bunları bağlantılı ayetleriyle okumak hikmet metoduyla okumak çok daha kıymetlidir. Biz bunlara çalışıyoruz herkes de çalışsın istiyoruz” diye konuştu.
“AKRADAŞIMI ALLAHUEKBER” DİYE ARADIM”
Araştırma sonucunda ekibiyle birlikte yaşadıkları şaşkınlığını dile getiren Şahan, şunları kaydetti:
“Bu çalışmanın hazırlık aşaması 6 ay kadar sürdü. İlk alınan sonuçları biz kontrol etmek için ailede evdeki herkeste kullandık. Sonra buna ikna olduktan sonra bir bağımsız ekip alalım onlara da bakalım dedik. Çıkan sonuçlar gerçekten bizi çok şaşırttığı için tekrar tekrar emin olmamız gerekiyor. Danışmanları da katarsak bir 25 kişi vardı. 25 kişilik ekiple sürekli çalışıp bu konuyu sürekli istişare üstünde tuttuk. Sonunda da böyle bir sonuca ulaştık. İlk aldığımız sonuçlar hepimizi şaşırttı zaten sonra bu işin üstüne gidince herkesten öğrendik ki kimse böyle bir sonuç beklemiyormuş. Arkadaşım sonucu bana yollayınca telefonu elime alıp diğer arkadaşımı Allahuekber diye aradım.”
Peygamberimizin en büyük mucizesi Kur’an’ı Kerim’dir. Elbette Allah teyemmumde de mucizeyi gösterecektir. Ve ortaya çıktı bir mucize daha. Lailahe İllallah Muhammed Resulullah efendimize salatu selâm olsun amin. (Alıntı)
Selam ve dua ile….Hayırlı Cumalar…
YENİ TÜRKİYE MODELİ
Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal dönüşüm, yalnızca bir iktidar değişimi ya da kadro yenilenmesi olarak okunamaz. Asıl mesele, sisteme bir dönem itiraz eden muhafazakâr ve Müslüman kesimlerin zamanla aynı sistemin taşıyıcı unsurlarına dönüşmesidir.
Bir zamanlar laiklik, demokrasi, Kemalist devlet aklı, bürokratik vesayet ve Batıcı modernleşme anlayışı üzerinden eleştirilen düzen; bugün muhafazakâr bir dil, yerli ve millî söylemler, dini semboller ve toplumsal meşruiyet araçlarıyla yeniden üretilmiştir. Bu süreçte değişen şey sistemin özü değil, sisteme toplum nezdinde kazandırılan yeni yüzdür.
Mevcut hükümet, CHP’nin tarihsel olarak temsil ettiği devletçi, merkeziyetçi, laik ve modernleşmeci aklı aşmak yerine, bu aklın muhafazakâr bir versiyonunu üretmiştir. Böylece geçmişte Kemalist CHP üzerinden şekillenen devlet düzeni, bugün muhafazakâr iktidar eliyle daha geniş toplumsal tabana yayılmıştır. Sisteme karşı duran kitleler, sistemin dışında kalmak yerine onun içinde yer almaya başlamış; eleştirdikleri kavramları zamanla savunur, korur ve meşrulaştırır hâle gelmiştir.
Bu dönüşümün en dikkat çekici tarafı, Müslüman toplumun sisteme karşı ahlaki ve fikrî mesafesini büyük ölçüde kaybetmesidir. Bir dönem laiklik ve demokrasi İslami ölçüler açısından sorgulanırken, bugün bu kavramlar muhafazakâr iktidar diliyle yeniden kutsanmış, tartışılmaz ortak zemin hâline getirilmiştir. Böylece laik-demokratik düzen, sadece CHP’nin ya da klasik Kemalist çevrelerin değil, muhafazakâr iktidar blokunun da ortak aklı hâline gelmiştir.
Yeni Türkiye modeli olarak sunulan yapı, esasında eski sistemin daha güçlü, daha geniş tabanlı ve daha toplumsallaştırılmış hâlidir. Çünkü eski sistem, Müslümanları dışarıda tutarak ayakta kalmaya çalışırken; yeni model, Müslümanları sisteme dahil ederek düzeni güçlendirmiştir. Bu yönüyle kazanan herhangi bir parti, lider ya da ideolojik grup değil; bizzat sistemin kendisi olmuştur.
Muhafazakâr iktidar, başörtüsü, imam hatipler, dini özgürlükler, vakıflar, dernekler ve toplumsal görünürlük alanlarında bazı kazanımlar üretmiş olsa da, bu kazanımlar sistemin ana omurgasını değiştirmemiştir. Aksine, Müslümanların sisteme olan itirazını zayıflatmış; onları düzenin içinde konumlanan, düzenin imkânlarıyla hareket eden, düzenin sınırları içinde düşünen bir toplumsal kitleye dönüştürmüştür. Böylece mesele, görünür dindarlığın artması değil; dindarlığın hangi sistemin içinde, hangi akla hizmet ederek varlık kazandığı meselesidir.
Bugün ortaya çıkan tablo şudur: Kemalist akıl ile muhafazakâr iktidar pratiği arasında derin bir sistem karşıtlığı değil, yöntem ve temsil farkı vardır. Biri sistemi laik modernleşme adına savunmuş, diğeri aynı sistemi muhafazakâr kitlelerin rızasıyla tahkim etmiştir. Biri Müslümanları sistemin dışında tutarak kontrol etmeye çalışmış, diğeri Müslümanları sistemin içine alarak düzenle uyumlu hâle getirmiştir.
Bu nedenle asıl tartışılması gereken soru şudur: Müslümanlar gerçekten sistemi mi dönüştürdü, yoksa sistem Müslümanları mı dönüştürdü? Görünen tablo, ikinci ihtimali daha güçlü kılmaktadır. Çünkü bugün Müslümanların büyük bir bölümü, bir zamanlar itiraz ettikleri kavramlara itiraz etmekten çekinen, devlet aklını hakikatin önüne koyan, düzenin devamını İslami sorumluluğun önüne geçiren bir noktaya savrulmuştur.
Türkiye’de yaşanan siyasal süreç, muhafazakârların iktidara gelmesiyle sistemin çözüldüğünü değil, aksine sistemin daha da güçlendiğini göstermektedir. CHP’nin tarihsel olarak temsil ettiği laik-demokratik devlet aklı, muhafazakâr iktidar eliyle daha geniş toplum kesimlerine taşınmış;
Müslümanlar sisteme karşı alternatif bir bilinç üretmek yerine, sistemin içinde makul, uyumlu ve yönetilebilir aktörlere dönüştürülmüştür. Bu yüzden bugünün en temel gerçeği şudur: İktidar değişmiş, kadrolar değişmiş, semboller değişmiş; fakat sistem kazanmıştır. (Alıntı)
Yaşadığımız toplumda bazı durumlar vardır ki, bunlara şahit olmak, yaşamak zorunda kalmak inançlı insanlar olarak huzurumuzu bozuyor, vicdanlarımızı parçalıyor. Sinir sistemimizi alevlendiren, beyin hücrelerimizi uyuşturan ve bizi derin düşüncelere sevk eden (etmesi gereken) bu gerçekleri önce nefislerimize, sonra da etrafımızdakilere sorular halinde arz etmek istiyorum ki, beraberce çözüm üretebilelim, bu girdaptan nasıl kurtulabileceğimizi araştıralım, en azından bu uğurda gayret edelim.
Bu soruları gündeme taşırken hiç bir kimseyi, kurumu, gurubu, meşrebi, cemaati vs. hedef almadığımı, eleştirilerimin tamamen iyi niyete dayalı, yapıcı olduğunu özellikle beyan etmek isterim.
SORU :1- Kendisi gibi fani olan bir insanı adeta secde edercesine putlaştıran, iyi veya kötü, hayır veya şer her amelini, her düşüncesini alkışlayıp onaylayan, her yanlışı örtbas etmek için deyim yerindeyse kırk dereden su getiren kişinin iman durumu nedir ? Bu insanın imanı ve imam ise imameti geçerli olabilir mi ?
SORU :2- Allahü Teala dünya hayatında insanların hayat modelini belirlemiş, yol haritasını çizmiş ve Kur’an-ı Kerim’de helal ve haramları beyan etmiştir. Peygamberler de (sav) bu hükümleri bizzat yaşayarak, tatbik ederek insanlara göstermişlerdir. Buna rağmen Allahü Teala’nın haram ettiklerini helâl sayan, serbest eden, helal ettiklerini de yasaklayan sistemleri icat edenlerin, uygulayanların ve buna destek verenlerin Müslümanlık iddiaları Akaid hükümleri açısından nasıl izah edilebilir ?
SORU :3- Bir Müslümanın, Allah’a tüm isimleri, zati ve subuti sıfatları ile iman etmesi gerekirken, Mevlâ’mızın isim ve sıfatlarını bilmeden, anlamadan, dikkate almadan Allah’a iman ettiğini iddia eden kişinin iddiası ne derece doğrudur ?
SORU :4- Cenabı Allah Müslümanlara Kur’an ve sünnet ilke ve prensiplerine uygun olarak İslâm Nizamını tesis etmelerini ve buna göre yaşamalarını emrettiği halde, bu ilahi emri göz ardı ederek, tıpkı sosyalizm gibi şirk ve küfür üzerine inşa edilen, tağuti ve zulüm nizamı olan kapitalizmi kendi hür iradesi ve arzusu ile kabul eden, makbul sayan, destek veren, tavsiye eden insanda İman var mıdır, böylelerinin imanı caiz midir ?
SORU :5- Bir kısım insanların usul ve adaba aykırı olarak, teganni ile Kur’an-ı Kerim tilavet etmeleri karşısında duygulanan, gözleri yaşaran, güya kalpleri ürperen, ancak kendilerine okunan Kur’an ayetlerinin manası söylendiğinde bazı hükümlere itiraz eden, temkinli yaklaşan, “bana göre” diye söze başlayıp, nefsine, hevasına göre hükümler icad eden, allame-i cihan rolüne bürünen insanların Kur’an-ı Kerim’e iman iddiası ne derece makbuldür ?
SORU :6- Genelde “imanın şartları“na, özelde ise “ilahi kitaplara” inandığını beyan eden, ancak “İslamın emir ve hükümleri” anlamına gelen “ŞERİAT” a karşı olduğunu söyleyen, amma ve lâkin özgür iradesi ile, kimsenin baskısı ve zoru olmadan “Lâdinilik” esası üzerine kurgulanan Fransa yapımı “LÂİKLİK” düzenini benimseyen, savunan, tavsiye eden, reklamını yapan kimselerin “Mü’min ve Müslüman” lık iddiaları geçerli midir ?
SORU :7- Bilerek-bilmeyerek imanını veya ibadetlerini muhtelif sebeplerle ticaretine veya siyasetine alet edenlerin, gösteriş veya dünya menfaatleri uğruna ibadet eden,eder gibi görünenlerin akibetleri, hâl-i pür melalleri ne ola ?
SORU :8- Vatandaş olmaları hasebiyle başkalarının(gayri müslimlerin) sözde hak ve hukukunu korumak, hayat tarzlarına saygı duymak adına, bazı haramların meşru sayılması ve serbest bırakılması gerektiğini savunan, dolayısıyla iman ilke ve prensiplerinden taviz veren kişilerin itikadi durumları ne durumdadır ?
SORU :9- Yüce İslam Dinini sadece bir takım ibadetlerden, dualardan, zikirlerden, ahiret aleminden ibaret zanneden, dolayısıyla hayat ve aksiyon dini olan İslam’ı (Hıristiyanlık misali) tören ve merasim dinine dönüştüren, camilerin dört duvarı arasına ve mezarlıkların içine hapseden zihniyetten, bu zihniyete sahip olanlardan kime ne hayır gelir ? Bu tip insanların dünya ve ukbada akibetleri ne ola ?
SORU :10- Etliye-sütlüye karışmayan, suya-sabuna dokunmayan, emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i ani’l münker (insanlara hak ve hakikatleri anlatmak, kötülüklerden men etmek) görevini eda etmeyen, beni sokmayan yılan bin yaşasın zihniyetine sahip olan, bana ne’ci, neme lazım’cı müslümanın kalite durumu nasıldır, ayarı-ederi nedir ?
SORU :11- Aslî görevi insanlara Din-i İslâm’ı anlatmak ve öğretmek olan, fakat görevini kötüye kullanarak cemaatini mevlid ile, ilahi ile, kaside ile, menkıbe ve hikayelerle oyalayan, avutan, uyutan, uyuşturan, cihat ibadetini göz ardı eden, Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetlerini mimberlerden, kürsülerden okuyarak anlamını anlatmaktan dahi aciz olan, korkak davet ve tebliğ ehlinin bu tavırları vicdanlarda sızı oluşturuyor mu, kalplerde yara-bere açıyor mu ?
SORU :12- Hâl ve hareketleriyle, kılık-kıyafeti (sakal, sarık, şalvar ve cübbesi) yle sahabe görüntüsü veren, lâkin fırsatını bulduğunda haram ve kul hakkı yemekten çekinmeyen, hırsızlık, arsızlık, yolsuzluk, torpil, adam kayırma, devlet hazinesine el uzatma vs. ahlaksızlıklara tevessül eden şahıslara söyleyecek bir çift sözümüz yok mudur ? Ki, bu kişilere bakan yeni yetişen nesil İslâm’ı eleştiriyor, tenkit ediyor, “eğer İslâm bu ise ve bu kişiler Müslüman ise biz bu dini kabul etmiyoruz” diyorlar, kimileri ateist oluyor, kimileri deist oluyor. Ve bir nesili göz göre göre kaybediyoruz. Ey Müslümanlar, ey insanlar bu gidiş nereye ?
Mustafa, her gün olduğu gibi o gün de boya sandığını önüne koydu, hazırlıklarını tamamladı ve müşterilerini beklemeye başladı. Çok geçmeden ilk müşterisi de geldi. “delikanlı ayakkabılarıma güzel bir boya vur bakalım” dedi ve devam etti “ücret ne kadar dostum”. “2 lira amca” cevabını alınca, “ama benim fazla param yok, 1 liralık boyasanız olmaz mı” dedi.
Mustafa müşterisinin yüzüne baktı, ” olmaz amca. ben işimi gereği gibi güzel yapayım, siz yine de 1 lira verirsiniz, hiç vermeseniz de olur”- “1 liralık boya neden yapmıyorsun ki” – ” Yapamam amca. Çünkü öğretmenimiz, “çocuklar hayatınız boyunca daima dürüst, ahlaklı, terbiyeli olun.Yaptığınız her işi sağlam, hilesiz ve güzel yapın. parasına, makamına, unvanına bakarak insanlar arasında ayrım yapmayın derdi. Aynı öğütleri babam ve anam da devamlı söylerdi, ben böyle yetiştim” dedi. – “Madem ki işini güzel yapacaksın o zaman sana 5 lira vereyim.” – “Olmaz amca hakkım olandan fazlasını asla alamam, öyle şey olmaz”
Bu müthiş ve çok da alışılmamış cevap, ilk görev yerine yeni atanan Kaymakamın çok hoşuna gitti ve – “adın ne senin delikanlı” dedi. – “adım Mustafa amca.” – “Baban ve annen ne iş yapar ?” – Babam ve annem trafik kazasında vefat ettiler.” – “Nerede kalıyorsun ?” – “Akrabalarımın yanında kalıyorum. Onlara fazla yük olmamak için de çalışmam gerektiğini düşündüm ve yapabileceğim en iyi işin şimdilik ayakkabı boyacılığı olduğuna karar verdim.”
“Ben bu İlçenin kaymakamıyım. Mustafa, Seni himaye altına alsam, tüm ihtiyaçlarını karşılasam, seni okutmak istesem okur musun ?” teklifini duyunca Mustafa çok heyecanlandı, gözleri ışıl ışıl oldu ve – “tabii ki okurum Kaymakam Bey, çok teşekkür ederim” dedi. Kaymakam, o günden sonra Mustafa’yı himayesine aldı, onu okuttu ve zaman içinde üst düzey bürokrat olmasına , devlet kademelerinde hayırlı hizmetler yapmasına vesile oldu.
Ah Mustafa ah. Bir zamanlar her çocuğumuz bir Mustafa’ydı. Her ne olduysa oldu, şimdi şartlar değişti, Mustafa’lar azaldı, hatta nesli tükenme noktasına doğru hızla ilerlemekte…Mustafalar çok iken 3 kıtaya hükmediyorduk, şimdi 3.5 soysuz teröristlerle baş edemez hale geldik. Bununla da kalsak iyiydi, daha ne kara günler yaşayacağımız şimdilik meçhul, ama tehlike büyük, hem de çok büyük.
Bugünlerde Mustafa’lara çok ihtiyacımız var. Ticarette, siyasette, hukukta, tarımda, sanayide, memuriyette, bürokraside, sanatta, iş dünyasında, el hasılı hayatın her alanında, her zaman ve her yerde… Çünkü içinde bulunduğumuz perişan halimizin sebebi Mustafa’ların azlığıdır.
Ülkemizin, milletimizin hatta insanlığın saadet ve selameti, huzur ve güveni, barış ve kardeşliği için dürüst, ahlaklı, sağlam karakterli, milli ve manevi değerlerine bağlı, çalışkan, vatansever gençliğimizin yetiştirilmesi acil bir ihtiyaçtır, elzemdir.
Gençlerimize bu yönde telkin ve tavsiyelerde bulunduğumuzda maalesef olumsuz yönde aşırı tepki ile karşılaşıyoruz. Ve diyorlar ki, “biz büyüklerimize bakıyoruz namaz, oruç, hac, umre ve diğer ibadetler var. Sakal, sarık, şalvar var. başörtüsü, pardesü, çarşaf var. Tarikat, zikir var.
Ama çok az istisnaları olmakla beraber aynı insanlarda hırsızlık, arsızlık, yolsuzluk var. Adam kayırma, torpil, kul hakkı yeme var. İhalelerde yolsuzluk, devlet malına tecavüz, her türlü pislik var. Din istismarı var. Ahlaksızlık var. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.!! Bu nasıl Müslümanlık. ?
Hangi okulda eğitim görürse görsün, dindar veya değil, hangi ailenin çocuğu olursa olsun son yıllarda yetişen çocuklarımızın hal ve hareketlerine, tutum ve davranışlarına, konuşmalarına dikkatlice bakınız. Neler göreceksiniz neler !!!!
Gönül köprüsü kurup da biraz sohbet etme fırsatı bulursanız şok olacaksınız. Özet olarak diyorlar ki, eğer İslam buysa ben Müslüman olmak istemiyorum. Zira ortalıkta Müslüanım diyenlere bakıyoruz da……Tamam, bir yaratıcının var ola ihtimali kuvvetle muhtemeldir, ama …..lakin…(korkunç söylemler) Maalesef Gençlerimiz Ya ataist, ya ateist, ya da deist…..
Gençler, kusursuz olan İslam’dır, İslam’ı gereği gibi yaşamayan veya yaşamayan kalitesi düşük, ayarı bozuk Müslümanlar değildir. İslâm’ı öğrenmek istiyorsanız kişilere bakmayın; Kur’an-ı Kerim’e ve Sünneti seniyye’ye bakınız. Çünkü, yapılması gereken İslam Dinini sağlam kaynaklardan öğrenmek, öğrenilenlerle amel etmek ve diğer insanlara da tebliğ etmektir.
Sizin sözünü ettikleriniz fason Müslüman. Onların kendilerine hayrı yok ki, size de olsun. ” Müslümanları görmeden bizi İslam ile şereflendiren Allah’a hamdolsun. Önce Müslümanları görseydik belki de durum farklı olurdu” diyen, Dünya ağır siklet boks şampiyonu M.Ali Clay ve Dünyaca ünlü şarkıcı Yusuf İslam’ı unutmayınız. Selam ve dua ile. Hayırlı Cumalar Müslümanlar.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.