DOLAR

49,5236$%0,11

EURO

55,7532€%0,21

STERLİN

66,1191£%0,47

GRAM ALTIN

6.646,40%0,17

BİST100

%

BİTCOİN

4077654฿%2.11109

a
Nuri Bereket

Nuri Bereket

16 Ekim 2026 Cuma

NE KADAR SAMİMİYİZ, NE KADAR MÜSLÜMANIZ ? 

NE KADAR SAMİMİYİZ, NE KADAR MÜSLÜMANIZ ? 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

  Hayatın akışı içinde biz Müslümanlar için iki bağlayıcı unsur vardır. Bunların ilki Âlemleri yaratan, yaşatan, yöneten, besleyen, dünya ve Ahiretin sahibi Yüce Mevlâ’mızın emir ve yasaklarıdır; ikincisi ise Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav) efendimizin Hadis-i Şerifleri ve Sünnet-i Seniyyesidir.

            Yüce Rabbimizin emir ve yasakları hakkında yorum yapmak, eleştiride bulunmak bizim hakkımız da değildir, haddimiz de değildir. Bizlere düşen görev ilahi emirlere uymak ve yasaklardan da kaçınmaktır. Bununla beraber Peygamberimize tabi olmak, O’nun öğretilerine, yaşadığı hayat modeline ve tavsiyelerine uygun bir hayat yaşamak olmazsa olmazımızdır. Çünkü inancımıza göre dünya ve Ahiret huzuru ve  kurtuluşunun tek yolu budur.

            Nitekim Kur’an-ı Kerim Haşr suresi 7. ayette rabbimiz “…Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasaklarsa ondan da sakının...” buyurmaktadır. Ahzab suresi 21. Ayette ise ” And olsun ki, Rasülüllah sizin için, Allah’a, ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” Nisa suresi 80. ayette “Kim Rasüle itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur...” Nisa suresi 64. ayette ” Biz her peygamberi ancak kendisine itaat edilsin diye gönderdik…”  Âli İmran suresi 31. ayette ” (Rasülüm) De ki, eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…” buyrularak, Peygambere tabi olmanın,O’na uymanın önemi bize belirtilmektedir.

            Kendisine tabi olmak hususunda Peygamberimiz Efendimiz (sav) ” Benim sünnetime sarılın…(Ebu Davut, sünnet 5). “Kim bana itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur, kim bana asi olursa Allah’a asi olur. (Buhari, ahkam:1) buyurarak, konunun ehemmiyetini beyan etmişlerdir.

            Müslümanlardan oluşan bir toplumun fertleri “Rabbimiz Allah, Peygamberimiz Hz. Muhammed  Mustafa (sav), Dinimiz İslam, Kitabımız Kur’an-ı  Kerim” diyorlar ise bu insanlar elleri öpülesi, mübarek, muhterem, muazzam ve hürmete lâyık insanlardır. Çünkü insanların başlarına gelen tüm maddî-manevî, sıkıntılar, belâlar, savaşlar, ölüm-zulüm hadiseleri, toplumsal felaketler insanların bu imanî çizgiye gelememiş, Peygamberimizi örnek ve önder olarak tanımamış veya tanıyamamış olmalarındandır.

            Ancak, Amma ve lâkin bu insanların cemiyet hayatları, cadde ve sokakları, şehirleri ve  meydanları, düğün-nişan salonları, parkları-plajları, okulları, eğlence mekânları, iş yerleri-resmî kurumları Kitaba ve sünnete uygun değilse bu durum sıkıntılı durumdur, bu hâl kabul edilemez bir hâldir.

            Söz konusu toplumu oluşturan kişiler sakal bırakırken, kıyafet modelini seçerken, su içip-yemek yerken, ibadet ederken, yatıp-kalkarken, evlere ve tuvaletlere girip-çıkarken sünnet kurallarına uygun davranıyorlarsa bu durum her türlü takdire şayandır, övgüye ve medh-ü senaya lâyıktır.Burada itiraz edilecek,eleştirilecek,beğenilmeyecek bir husus yoktur, zira Müslümanlar açısından bakılınca olması gereken budur.

            Ancak, amma ve lâkin bu insanların yaşadığı toplumun cemiyet hayatında, ticaret hukukunda, aile hukukunda, miras hukukunda, idarî hukukunda, eğitiminde, siyasetinde, ziraatinde, insanlar arası ilişkilerinde Peygamber Efendimizin önerdiği modele uyulmuyorsa, sünnet-i seniyye kuralları kaale alınmıyorsa o toplumun fertleri ya peygamberlerini tanıyamamışlardır veya tanımışlardır da işin içinde başka kirli işler mevcut demektir. Yani ya çıkar-menfaat, ya makam-mevki, ya şeref-şan, sosyal statü veya daha başka ilişkiler söz konusudur.

            Bu toplumun fertleri çok dindar, mütedeyyin, güzel ahlaklı, ihlaslı, takva sahibi, tarikat ehli olduklarını beyan ediyorlarsa bu durum da güzeldir, her türlü övgüye ve takdire lâyıktır, zira olması gereken budur, gönül bunu arz eder, yürekler bu hasretle tutuşur. Böylesine mübarek, muhterem ve gönül dostu insanlardan kim hoşlanmaz ki.

            Ancak, amma ve lâkin bu insanların idarî makamlara getirdiği, yönetimi teslim ettiği insanlar haram-helal sınırlarına riayet etmiyorlarsa, Allah’ın kanunlarına aykırı kanun ve diğer mevzuat hükümleri çıkartıp uygulamaya koyuyor ve diğer insanları da buna mecbur bırakıyorlarsa, hak ve hukuka uygun

icraat yapmıyorlarsa…İsraf, yolsuzluk, arsızlık, hırsızlık, zulüm, torpil, adam kayırma, kul hakkına tecavüz ve bunlara benzer işlere bulaşıyorlarsa söz konusu kişilerin gönülleri okşayan-mest eden o güzel iddiaları havada asılı kalır, izaha muhtaç  hale gelir. Çünkü iddia ile icraat mütenasip değildir, ikisi arasında uyum yoktur, uçurum vardır.

            Dost acı söyler ama doğru söyler derler ya, marifet doğruları acı hissettirmeden söylemektir. Mümkün mertebe acı hissettirmeden hakikatleri gündeme getirmeye, gerçekleri söylemeye azami derecede gayret ediyoruz. Başarılı olduk mu, olamadık mı, bu tartışılabilir. Şu vardır ki, efendimizin tabiri ile diyoruz ki, ameller niyetlere göredir, sürçü lisan edersek affola…

            Mevzu bahis ettiğimiz özü ile sözü, fiili ile kavli, içi ile dışı pek de uyumlu olmayan insanlar “İman ettik” dedikleri Yüce Allah’a gerçek manada iman edememişler; “Tabi olduk” dedikleri peygamberimizi gereği gibi anlayamamışlar,tanıyamamışlar; “inandık” dedikleri Kur’an-ı Kerim’i iyi anlayamamışlar; “Dinimiz” dedikleri İslâm’ı doğru-dürüst öğrenememişlerdir.

            Bu durumda ne yapılması mı gerekir ? Yeniden iman etmek, yeniden Mü’min olmak, Allah’a, Peygambere, kitaba yeniden inanmak, İslam’ı gereği gibi  öğrenmek, yaşamak ve yaymaktır. İman ve vatan şairimiz Mehmet Akif ERSOY’un deyimiyle ” YOL VARSA BUDUR ANCAK, BİLMİYORUM BAŞKA ÇIKAR YOL.”

Devamını Oku

NE KADAR SAMİMİYİZ, NE KADAR MÜSLÜMANIZ ?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hayatın akışı içinde biz Müslümanlar için iki bağlayıcı unsur vardır. Bunların ilki Âlemleri yaratan, yaşatan, yöneten, besleyen, dünya ve Ahiretin sahibi Yüce Mevlâ’mızın emir ve yasaklarıdır; ikincisi ise Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav) efendimizin Hadis-i Şerifleri ve Sünnet-i Seniyyesidir.
Yüce Rabbimizin emir ve yasakları hakkında yorum yapmak, eleştiride bulunmak bizim hakkımız da değildir, haddimiz de değildir. Bizlere düşen görev ilahi emirlere uymak ve yasaklardan da kaçınmaktır. Bununla beraber Peygamberimize tabi olmak, O’nun öğretilerine, yaşadığı hayat modeline ve tavsiyelerine uygun bir hayat yaşamak olmazsa olmazımızdır. Çünkü inancımıza göre dünya ve Ahiret huzuru ve kurtuluşunun tek yolu budur.
Nitekim Kur’an-ı Kerim Haşr suresi 7. ayette rabbimiz “…Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasaklarsa ondan da sakının…” buyurmaktadır. Ahzab suresi 21. Ayette ise ” And olsun ki, Rasülüllah sizin için, Allah’a, ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” Nisa suresi 80. ayette “Kim Rasüle itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur…” Nisa suresi 64. ayette ” Biz her peygamberi ancak kendisine itaat edilsin diye gönderdik…” Âli İmran suresi 31. ayette ” (Rasülüm) De ki, eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…” buyrularak, Peygambere tabi olmanın,O’na uymanın önemi bize belirtilmektedir.
Kendisine tabi olmak hususunda Peygamberimiz Efendimiz (sav) ” Benim sünnetime sarılın…(Ebu Davut, sünnet 5). “Kim bana itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur, kim bana asi olursa Allah’a asi olur. (Buhari, ahkam:1) buyurarak, konunun ehemmiyetini beyan etmişlerdir.
Müslümanlardan oluşan bir toplumun fertleri “Rabbimiz Allah, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav), Dinimiz İslam, Kitabımız Kur’an-ı Kerim” diyorlar ise bu insanlar elleri öpülesi, mübarek, muhterem, muazzam ve hürmete lâyık insanlardır. Çünkü insanların başlarına gelen tüm maddî-manevî, sıkıntılar, belâlar, savaşlar, ölüm-zulüm hadiseleri, toplumsal felaketler insanların bu imanî çizgiye gelememiş, Peygamberimizi örnek ve önder olarak tanımamış veya tanıyamamış olmalarındandır.
Ancak, Amma ve lâkin bu insanların cemiyet hayatları, cadde ve sokakları, şehirleri ve meydanları, düğün-nişan salonları, parkları-plajları, okulları, eğlence mekânları, iş yerleri-resmî kurumları Kitaba ve sünnete uygun değilse bu durum sıkıntılı durumdur, bu hâl kabul edilemez bir hâldir.
Söz konusu toplumu oluşturan kişiler sakal bırakırken, kıyafet modelini seçerken, su içip-yemek yerken, ibadet ederken, yatıp-kalkarken, evlere ve tuvaletlere girip-çıkarken sünnet kurallarına uygun davranıyorlarsa bu durum her türlü takdire şayandır, övgüye ve medh-ü senaya lâyıktır.Burada itiraz edilecek,eleştirilecek,beğenilmeyecek bir husus yoktur, zira Müslümanlar açısından bakılınca olması gereken budur.
Ancak, amma ve lâkin bu insanların yaşadığı toplumun cemiyet hayatında, ticaret hukukunda, aile hukukunda, miras hukukunda, idarî hukukunda, eğitiminde, siyasetinde, ziraatinde, insanlar arası ilişkilerinde Peygamber Efendimizin önerdiği modele uyulmuyorsa, sünnet-i seniyye kuralları kaale alınmıyorsa o toplumun fertleri ya peygamberlerini tanıyamamışlardır veya tanımışlardır da işin içinde başka kirli işler mevcut demektir. Yani ya çıkar-menfaat, ya makam-mevki, ya şeref-şan, sosyal statü veya daha başka ilişkiler söz konusudur.
Bu toplumun fertleri çok dindar, mütedeyyin, güzel ahlaklı, ihlaslı, takva sahibi, tarikat ehli olduklarını beyan ediyorlarsa bu durum da güzeldir, her türlü övgüye ve takdire lâyıktır, zira olması gereken budur, gönül bunu arz eder, yürekler bu hasretle tutuşur. Böylesine mübarek, muhterem ve gönül dostu insanlardan kim hoşlanmaz ki.

Devamını Oku

AĞLA GÖZLERİM AĞLA

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yaşadığımız toplumda bazı durumlar vardır ki, bunlara şahit olmak, yaşamak zorunda kalmak inançlı insanlar olarak huzurumuzu bozuyor, vicdanlarımızı parçalıyor. Sinir sistemimizi alevlendiren, beyin hücrelerimizi uyuşturan ve bizi derin düşüncelere sevk eden (etmesi gereken) bu gerçekleri önce nefislerimize, sonra da etrafımızdakilere sorular halinde arz etmek istiyorum ki, beraberce çözüm üretebilelim, bu girdaptan nasıl kurtulabileceğimizi araştıralım, en azından bu uğurda gayret edelim. Bu soruları gündeme taşırken hiç bir kimseyi, kurumu, gurubu, meşrebi, cemaati vs. hedef almadığımı, eleştirilerimin tamamen iyi niyete dayalı, yapıcı olduğunu özellikle beyan etmek isterim. SORU :1- Kendisi gibi fani olan bir insanı adeta secde edercesine putlaştıran, iyi veya kötü, hayır veya şer her amelini, her düşüncesini alkışlayıp onaylayan, her yanlışı örtbas etmek için deyim yerindeyse kırk dereden su getiren kişinin iman durumu nedir ? Bu insanın imanı ve imam ise imameti geçerli olabilir mi ?SORU :2- Allahü Teala dünya hayatında insanların hayat modelini belirlemiş, yol haritasını çizmiş ve Kur’an-ı Kerim’de helal ve haramları beyan etmiştir. Peygamberler de (sav) bu hükümleri bizzat yaşayarak, tatbik ederek insanlara göstermişlerdir. Buna rağmen Allahü Teala’nın haram ettiklerini helâl sayan, serbest eden, helal ettiklerini de yasaklayan sistemleri icat edenlerin, uygulayanların ve buna destek verenlerin Müslümanlık iddiaları Akaid hükümleri açısından nasıl izah edilebilir ? SORU :3- Bir Müslümanın, Allah’a tüm isimleri, zati ve subuti sıfatları ile iman etmesi gerekirken, Mevlâ’mızın isim ve sıfatlarını bilmeden, anlamadan, dikkate almadan Allah’a iman ettiğini iddia eden kişinin iddiası ne derece doğrudur ? SORU :4- Cenabı Allah Müslümanlara Kur’an ve sünnet ilke ve prensiplerine uygun olarak İslâm Nizamını tesis etmelerini ve buna göre yaşamalarını emrettiği halde, bu ilahi emri göz ardı ederek, tıpkı sosyalizm gibi şirk ve küfür üzerine inşa edilen, tağuti ve zulüm nizamı olan kapitalizmi kendi hür iradesi ve arzusu ile kabul eden, makbul sayan, destek veren, tavsiye eden insanda İman var mıdır, böylelerinin imanı caiz midir ? SORU :5- Bir kısım insanların usul ve adaba aykırı olarak, teganni ile Kur’an-ı Kerim tilavet etmeleri karşısında duygulanan, gözleri yaşaran, güya kalpleri ürperen, ancak kendilerine okunan Kur’an ayetlerinin manası söylendiğinde bazı hükümlere itiraz eden, temkinli yaklaşan, “bana göre” diye söze başlayıp, nefsine, hevasına göre hükümler icad eden, allame-i cihan rolüne bürünen insanların Kur’an-ı Kerim’e iman iddiası ne derece makbuldür ?SORU :6- Genelde “imanın şartları”na, özelde ise “ilahi kitaplara” inandığını beyan eden, ancak “İslamın emir ve hükümleri” anlamına gelen “ŞERİAT” a karşı olduğunu söyleyen, özgür iradesi ile, kimsenin baskısı ve zoru olmadan “Lâdinilik” esası üzerine kurgulanan Fransa yapımı “LÂİKLİK” düzenini benimseyen, savunan, tavsiye eden, reklamını yapan kimselerin “Mü’min ve Müslüman” lık iddiaları geçerli midir ?SORU :7- Bilerek-bilmeyerek imanını- ibadetlerini, kılık-kıyafetini, takva ve ihlasını, ahlakını muhtelif sebeplerle ticaretine veya siyasetine alet edenlerin, gösteriş veya dünya menfaatleri uğruna ibadet eden, eder gibi görünenlerin akibetleri, hâl-i pür melalleri ne ola ? SORU :8- Vatandaş olmaları hasebiyle başkalarının(gayri müslimlerin) sözde hak ve hukukunu korumak, hayat tarzlarına saygı duymak adına, bazı haramların meşru sayılması ve serbest bırakılması gerektiğini savunan, dolayısıyla iman ilke ve prensiplerinden taviz veren kişilerin itikadi durumları ne durumdadır ? SORU :9- Yüce İslam Dinini sadece bir takım ibadetlerden, dualardan, zikirlerden, ahiret aleminden ibaret zanneden, dolayısıyla hayat ve aksiyon dini olan İslam’ı (Hıristiyanlık misali) tören ve merasim dinine dönüştüren, camilerin dört duvarı arasına ve mezarlıkların içine hapseden zihniyetten, bu zihniyete sahip olanlardan kime ne hayır gelir ? Bu tip insanların dünya ve ukbada akibetleri ne ola ?

Devamını Oku

YOLUMUZU AUDINLATAN HADİS-İ ŞERİFLER-3

YOLUMUZU AUDINLATAN HADİS-İ ŞERİFLER-3
0

BEĞENDİM

ABONE OL

   “Bir zaman gelecek, ümmetimin içinde Kur’an okuyanlar çoğalacak, ama o’nu anlayanlar azalacaktır. İlim yok olacak, her kafadan bir ses çıkacaktır. Daha sonra bir zaman gelecek ki, benim ümmetimden bir takım adamlar Kur’an okuyacaklar, ama okudukları boğazlarından aşağıya geçmeyecektir.”                                                       ( imam suyuti. el camiu’s sagir. 2/29)

         “İman temennilerle değil, kalplerde yerleşmesiyle; iş, hareket ve tatbikatın da  onu doğrulamasıyla vücut bulur.                                            (Camiu’s Sağir, Leyse bölümü.)

         “Asabiyet (ırkçılık) davasına kalkışan bizden değildir, asabiyeti için savaşan bizden değildir, asabiyeti için (savaşırken) ölen de bizden değildir.”(S. Ebu Davud, c:5, S:342).

          “İman ve fazilet caddesinde, ameli kimi geri bırakırsa, soyu, onu ileri getiremez”          (Tirmizi, H.No:2946) 

           “Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.” (Veda Hutbesinden) 

         “Azası kesik siyahî bir köle basınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah’ın kitabı ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz.             (Veda Hutbesinden)

         “Birbirine karşı muhabbet ve merhamette, müminler, bir vücut gibidir. Vücudun bir yeri rahatsız olunca, bütün vücut, rahatsız, uykusuz kalıp, onun tedavisi ile meşgul olduğu gibi, Müslümanlar da birbirlerine yardıma koşmalıdır!) [Buhari]
         “Müslümanların dertleri ile ilgilenmeyen, onlardan değildir.) [Hakim]
         “Bir Müslümanın sıkıntı ve kederini gidereni veya bir mazluma yardım edeni, Allahü teâlâ affeder.) [Buhari]
         “Bir din kardeşinin ihtiyacını gideren, sanki ömür boyu Allah’a hizmet etmiş gibi sevap kazanır.) [Buhari]

         “Kim bir mümini, bir münafığın eziyetinden korursa, Allahü teâlâda onu, Cehennem ateşinden korur.)
[Ebu Davud]

         “İman temennilerle değil, kalplerde yerleşmesiyle; iş, hareket ve tatbikatın da  onu doğrulamasıyla vücut bulur.”                               (Camiu’s Sağir, Leyse bölümü)

         “Ümmetimle ilgili (olarak) En fazla korktuğum şey, Allah’a  ortak koşmalarıdır. Dikkat ediniz, ben size, “onlar ay’a, güneş’e ve puta tapacaklar” demiyorum. Fakat onlar (hakimiyeti fertlerde ve cemiyetlerde görecekler) Allah’tan başkasının emirlerine ve arzularına göre iş yapacaklar.”(Sünen-i İbn-i Mace. Hadis No: 4205)

         “Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden (idare ettiklerinizden) sorumlusunuz. İdareci bir çobandır. Erkek, aile halkının çobanıdır. Kadın, kocasının evi ve çocukları için çobandır. Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlık yaptıklarınızdan (idare ettiklerinizden) sorumlusunuz. (Buhari.Nikâh bl.)

         “Nice namaz kılanlar var ki, namazlarından kendilerine sadece yorgunluk kalır. İnsanların namazı ve orucu sizi yanıltmasın. İnsanların para ile olan ilişkilerine dikkat ediniz .Nice oruç tutanlar var ki, oruçlarından kendilerine sadece açlık ve susuzluk kalır. Nice Kur’an okuyanlar var ki, Kur’an onlara lanet eder. İnsanların namazı ve orucu sizi aldatmasın. İnsanların dinarla olan ilgisine dikkat ediniz. İnsanların namazları ve oruçları sizi aldatmasın. dileyen namaz kılsın, dileyen oruç tutsun; emanete ihanet edenin dini yoktur. kimin namazı onu kötülüklerden men etmiyorsa, o namaz sahibini allah’tan uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz.(Taberani)

         “Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu (zarar görmediği) kimsedir.” (Tirmizî, Îmân, 12)

Devamını Oku

SANA SIĞINIYORUM ALLAH’IM.

SANA SIĞINIYORUM ALLAH’IM.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sadece şeytanlardan, düşmanlardan, ehli küfürden, müşriklerden, münafıklardan, zalimlerden, fâsıklardan, facirlerden değil; onlarla beraber bilerek-bilmeyerek  onlara yardım ve yataklık eden, destek olan, hatta bu konularda onları  gölgede bırakan bir kısım insanlardan; insan görünümlü şeytanlardan, şeytan sıfatlarını haiz insanlardan da SANA SIĞINIYORUM  ALLAH’IM…

         Yalnız bunlardan değil;                                                                                   İslâmî ölçü ve kriterleri, Kur’ân-î Hayat Nizamı’nı göz ardı ederek, kendi istek ve iradeleri ile, bilerek-teammüden, kendilerinin veya kendileri gibi bir fani olan başkalarının, kurum veya kuruluşların arzu ve isteklerine, heva ve heveslerine, ölçü ve prensiplerine göre hayat sürdüren ve bunda da bir sakınca görmeyen; hatta malıyla ve canıyla bu uğurda canhıraş bir şekilde gayret gösteren, mücadele eden, çaba harcayan sözde Müslümanlardan, şuursuz Mü’minlerden de;

          Müslüman olduğunu beyan ettikleri ve böyle bilindikleri halde, ehl-i küfrü dost bilen ve velî edinenlerden; celladından merhamet dilenenler misali, Zâtınızdan değil de onlardan  merhamet, medet ve insaf umanlardan, iyilik bekleyenlerden ve böylece Ümmetin onurunu ayaklar altında çiğnetenlerden de;

         Muhtelif nedenlerle dünyevileşerek, çıkar ve menfaate, makam ve mevkiye kavuşmak, ya da mevcudu muhafaza etmek adına şuurlu, bilinçli, dik duruşlu, onur sahibi Müslümanlara; Şeriat’a özlem duyan, huzuru arzu eden ve tesisi için çaba gösterenlere, dareyn saadeti için mücadele edenlere düşmanca ve hasmane davranan ve böylece ümmetin, dolayısıyla da tüm insanlığın sıkıntılara düçar olmasına sebep olanlardan da;

         Irk, dil, hizip, meşrep, mezhep, tarikat, cemaat, soy-sop, parti ve benzeri olguları tefrika ve ayrımcılık vesilesi yaparak, Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberliği, VAHDET BİLİNCİni ve ÜMMET ŞUURUnu zarara uğratanlardan da;

         “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın. Etliye sütlüye karışma. Suya sabuna dokunma. Dünyayı ben mi kurtaracağım? Salla başını, al maaşını”  zihniyetinde olan; bana ne’ci, neme lazım’cı, lâ kayt, sorumsuz, insanlara ve çevresindekilere karşı ilgisiz-alâkasız davranan insanlardan da;

         Emr-i Bi’l Ma’ruf ve Nehy-i Ani’l Münker  faaliyetlerine, cihad çalışmalarına katılmayan, katkıda bulunmayan, destek olmayan, ilgisiz ve duyarsız davranan, hatta Müslümanların asli görevlerinden olan ibadet mahiyetindeki bu tür faaliyetlere karşı koyan, eleştiren veya muhalif olanlardan da;

         İslâm’ı sadece ibâdet, duâ ve zikir olarak algılayan, bir Hayat Modeli ve sistem olarak kabûl etmeyen, sosyal hayatta İslam’ın  söz sahibi ve belirleyici etken olması hususunda gayreti ve çabası olmayan (hatta İslami hayat modeline muhalefet eden, karşı duruş sergileyen), sadece kılık-kıyafetle, ibadet, dua ve zikirle dini görevlerini ifa ettiklerine inanan yoz ve yobaz Müslümanlardan da;

         Haramlara- günahlara bulaşmaktan sakınmayan, bazı basit hadiseleri zaruret kılıfına büründürerek helâl-haram sınırlarını ihlâl eden, fert ve cemiyet hayatında İslâm’î ilke ve kriterleri ölçü olarak kabullenmekten imtina eden, nefis ve hevalarını, arzu ve isteklerini ilâh edinen insanlardan da SANA SIĞINIYORUM ALLAH’ım; emin eyle, muhafaza eyle Allah’ım.

         Selam ve dua ile, mübarek Cumanın hayrı ve bereketi ümmetin üzerine olsun Müslümanlar.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.