46,8629$% 0.16
53,6121€% 0
62,6094£% 0.12
6.277,78%1,33
14.417,91%-0,26
2924178฿%1.73721
03 Temmuz 2026 Cuma
Yaşadığımız toplumda bazı durumlar vardır ki, bunlara şahit olmak, yaşamak zorunda kalmak inançlı insanlar olarak huzurumuzu bozuyor, vicdanlarımızı parçalıyor. Sinir sistemimizi alevlendiren, beyin hücrelerimizi uyuşturan ve bizi derin düşüncelere sevk eden (etmesi gereken) bu gerçekleri önce nefislerimize, sonra da etrafımızdakilere sorular halinde arz etmek istiyorum ki, beraberce çözüm üretebilelim, bu girdaptan nasıl kurtulabileceğimizi araştıralım, en azından bu uğurda gayret edelim.
Bu soruları gündeme taşırken hiç bir kimseyi, kurumu, gurubu, meşrebi, cemaati vs. hedef almadığımı, eleştirilerimin tamamen iyi niyete dayalı, yapıcı olduğunu özellikle beyan etmek isterim.
SORU :1- Kendisi gibi fani olan bir insanı adeta secde edercesine putlaştıran, iyi veya kötü, hayır veya şer her amelini, her düşüncesini alkışlayıp onaylayan, her yanlışı örtbas etmek için deyim yerindeyse kırk dereden su getiren kişinin iman durumu nedir ? Bu insanın imanı ve imam ise imameti geçerli olabilir mi ?
SORU :2- Allahü Teala dünya hayatında insanların hayat modelini belirlemiş, yol haritasını çizmiş ve Kur’an-ı Kerim’de helal ve haramları beyan etmiştir. Peygamberler de (sav) bu hükümleri bizzat yaşayarak, tatbik ederek insanlara göstermişlerdir. Buna rağmen Allahü Teala’nın haram ettiklerini helâl sayan, serbest eden, helal ettiklerini de yasaklayan sistemleri icat edenlerin, uygulayanların ve buna destek verenlerin Müslümanlık iddiaları Akaid hükümleri açısından nasıl izah edilebilir ?
SORU :3- Bir Müslümanın, Allah’a tüm isimleri, zati ve subuti sıfatları ile iman etmesi gerekirken, Mevlâ’mızın isim ve sıfatlarını bilmeden, anlamadan, dikkate almadan Allah’a iman ettiğini iddia eden kişinin iddiası ne derece doğrudur ?
SORU :4- Cenabı Allah Müslümanlara Kur’an ve sünnet ilke ve prensiplerine uygun olarak İslâm Nizamını tesis etmelerini ve buna göre yaşamalarını emrettiği halde, bu ilahi emri göz ardı ederek, tıpkı sosyalizm gibi şirk ve küfür üzerine inşa edilen, tağuti ve zulüm nizamı olan kapitalizmi kendi hür iradesi ve arzusu ile kabul eden, makbul sayan, destek veren, tavsiye eden insanda İman var mıdır, böylelerinin imanı caiz midir ?
SORU :5- Bir kısım insanların usul ve adaba aykırı olarak, teganni ile Kur’an-ı Kerim tilavet etmeleri karşısında duygulanan, gözleri yaşaran, güya kalpleri ürperen, ancak kendilerine okunan Kur’an ayetlerinin manası söylendiğinde bazı hükümlere itiraz eden, temkinli yaklaşan, “bana göre” diye söze başlayıp, nefsine, hevasına göre hükümler icad eden, allame-i cihan rolüne bürünen insanların Kur’an-ı Kerim’e iman iddiası ne derece makbuldür ?
SORU :6- Genelde “imanın şartları“na, özelde ise “ilahi kitaplara” inandığını beyan eden, ancak “İslamın emir ve hükümleri” anlamına gelen “ŞERİAT” a karşı olduğunu söyleyen, amma ve lâkin özgür iradesi ile, kimsenin baskısı ve zoru olmadan “Lâdinilik” esası üzerine kurgulanan Fransa yapımı “LÂİKLİK” düzenini benimseyen, savunan, tavsiye eden, reklamını yapan kimselerin “Mü’min ve Müslüman” lık iddiaları geçerli midir ?
SORU :7- Bilerek-bilmeyerek imanını veya ibadetlerini muhtelif sebeplerle ticaretine veya siyasetine alet edenlerin, gösteriş veya dünya menfaatleri uğruna ibadet eden,eder gibi görünenlerin akibetleri, hâl-i pür melalleri ne ola ?
SORU :8- Vatandaş olmaları hasebiyle başkalarının(gayri müslimlerin) sözde hak ve hukukunu korumak, hayat tarzlarına saygı duymak adına, bazı haramların meşru sayılması ve serbest bırakılması gerektiğini savunan, dolayısıyla iman ilke ve prensiplerinden taviz veren kişilerin itikadi durumları ne durumdadır ?
SORU :9- Yüce İslam Dinini sadece bir takım ibadetlerden, dualardan, zikirlerden, ahiret aleminden ibaret zanneden, dolayısıyla hayat ve aksiyon dini olan İslam’ı (Hıristiyanlık misali) tören ve merasim dinine dönüştüren, camilerin dört duvarı arasına ve mezarlıkların içine hapseden zihniyetten, bu zihniyete sahip olanlardan kime ne hayır gelir ? Bu tip insanların dünya ve ukbada akibetleri ne ola ?
SORU :10- Etliye-sütlüye karışmayan, suya-sabuna dokunmayan, emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i ani’l münker (insanlara hak ve hakikatleri anlatmak, kötülüklerden men etmek) görevini eda etmeyen, beni sokmayan yılan bin yaşasın zihniyetine sahip olan, bana ne’ci, neme lazım’cı müslümanın kalite durumu nasıldır, ayarı-ederi nedir ?
SORU :11- Aslî görevi insanlara Din-i İslâm’ı anlatmak ve öğretmek olan, fakat görevini kötüye kullanarak cemaatini mevlid ile, ilahi ile, kaside ile, menkıbe ve hikayelerle oyalayan, avutan, uyutan, uyuşturan, cihat ibadetini göz ardı eden, Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetlerini mimberlerden, kürsülerden okuyarak anlamını anlatmaktan dahi aciz olan, korkak davet ve tebliğ ehlinin bu tavırları vicdanlarda sızı oluşturuyor mu, kalplerde yara-bere açıyor mu ?
SORU :12- Hâl ve hareketleriyle, kılık-kıyafeti (sakal, sarık, şalvar ve cübbesi) yle sahabe görüntüsü veren, lâkin fırsatını bulduğunda haram ve kul hakkı yemekten çekinmeyen, hırsızlık, arsızlık, yolsuzluk, torpil, adam kayırma, devlet hazinesine el uzatma vs. ahlaksızlıklara tevessül eden şahıslara söyleyecek bir çift sözümüz yok mudur ? Ki, bu kişilere bakan yeni yetişen nesil İslâm’ı eleştiriyor, tenkit ediyor, “eğer İslâm bu ise ve bu kişiler Müslüman ise biz bu dini kabul etmiyoruz” diyorlar, kimileri ateist oluyor, kimileri deist oluyor. Ve bir nesili göz göre göre kaybediyoruz. Ey Müslümanlar, ey insanlar bu gidiş nereye ?
Mustafa, her gün olduğu gibi o gün de boya sandığını önüne koydu, hazırlıklarını tamamladı ve müşterilerini beklemeye başladı. Çok geçmeden ilk müşterisi de geldi. “delikanlı ayakkabılarıma güzel bir boya vur bakalım” dedi ve devam etti “ücret ne kadar dostum”. “2 lira amca” cevabını alınca, “ama benim fazla param yok, 1 liralık boyasanız olmaz mı” dedi.
Mustafa müşterisinin yüzüne baktı, ” olmaz amca. ben işimi gereği gibi güzel yapayım, siz yine de 1 lira verirsiniz, hiç vermeseniz de olur”- “1 liralık boya neden yapmıyorsun ki” – ” Yapamam amca. Çünkü öğretmenimiz, “çocuklar hayatınız boyunca daima dürüst, ahlaklı, terbiyeli olun.Yaptığınız her işi sağlam, hilesiz ve güzel yapın. parasına, makamına, unvanına bakarak insanlar arasında ayrım yapmayın derdi. Aynı öğütleri babam ve anam da devamlı söylerdi, ben böyle yetiştim” dedi. – “Madem ki işini güzel yapacaksın o zaman sana 5 lira vereyim.” – “Olmaz amca hakkım olandan fazlasını asla alamam, öyle şey olmaz”
Bu müthiş ve çok da alışılmamış cevap, ilk görev yerine yeni atanan Kaymakamın çok hoşuna gitti ve – “adın ne senin delikanlı” dedi. – “adım Mustafa amca.” – “Baban ve annen ne iş yapar ?” – Babam ve annem trafik kazasında vefat ettiler.” – “Nerede kalıyorsun ?” – “Akrabalarımın yanında kalıyorum. Onlara fazla yük olmamak için de çalışmam gerektiğini düşündüm ve yapabileceğim en iyi işin şimdilik ayakkabı boyacılığı olduğuna karar verdim.”
“Ben bu İlçenin kaymakamıyım. Mustafa, Seni himaye altına alsam, tüm ihtiyaçlarını karşılasam, seni okutmak istesem okur musun ?” teklifini duyunca Mustafa çok heyecanlandı, gözleri ışıl ışıl oldu ve – “tabii ki okurum Kaymakam Bey, çok teşekkür ederim” dedi. Kaymakam, o günden sonra Mustafa’yı himayesine aldı, onu okuttu ve zaman içinde üst düzey bürokrat olmasına , devlet kademelerinde hayırlı hizmetler yapmasına vesile oldu.
Ah Mustafa ah. Bir zamanlar her çocuğumuz bir Mustafa’ydı. Her ne olduysa oldu, şimdi şartlar değişti, Mustafa’lar azaldı, hatta nesli tükenme noktasına doğru hızla ilerlemekte…Mustafalar çok iken 3 kıtaya hükmediyorduk, şimdi 3.5 soysuz teröristlerle baş edemez hale geldik. Bununla da kalsak iyiydi, daha ne kara günler yaşayacağımız şimdilik meçhul, ama tehlike büyük, hem de çok büyük.
Bugünlerde Mustafa’lara çok ihtiyacımız var. Ticarette, siyasette, hukukta, tarımda, sanayide, memuriyette, bürokraside, sanatta, iş dünyasında, el hasılı hayatın her alanında, her zaman ve her yerde… Çünkü içinde bulunduğumuz perişan halimizin sebebi Mustafa’ların azlığıdır.
Ülkemizin, milletimizin hatta insanlığın saadet ve selameti, huzur ve güveni, barış ve kardeşliği için dürüst, ahlaklı, sağlam karakterli, milli ve manevi değerlerine bağlı, çalışkan, vatansever gençliğimizin yetiştirilmesi acil bir ihtiyaçtır, elzemdir.
Gençlerimize bu yönde telkin ve tavsiyelerde bulunduğumuzda maalesef olumsuz yönde aşırı tepki ile karşılaşıyoruz. Ve diyorlar ki, “biz büyüklerimize bakıyoruz namaz, oruç, hac, umre ve diğer ibadetler var. Sakal, sarık, şalvar var. başörtüsü, pardesü, çarşaf var. Tarikat, zikir var.
Ama çok az istisnaları olmakla beraber aynı insanlarda hırsızlık, arsızlık, yolsuzluk var. Adam kayırma, torpil, kul hakkı yeme var. İhalelerde yolsuzluk, devlet malına tecavüz, her türlü pislik var. Din istismarı var. Ahlaksızlık var. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.!! Bu nasıl Müslümanlık. ?
Hangi okulda eğitim görürse görsün, dindar veya değil, hangi ailenin çocuğu olursa olsun son yıllarda yetişen çocuklarımızın hal ve hareketlerine, tutum ve davranışlarına, konuşmalarına dikkatlice bakınız. Neler göreceksiniz neler !!!!
Gönül köprüsü kurup da biraz sohbet etme fırsatı bulursanız şok olacaksınız. Özet olarak diyorlar ki, eğer İslam buysa ben Müslüman olmak istemiyorum. Zira ortalıkta Müslüanım diyenlere bakıyoruz da……Tamam, bir yaratıcının var ola ihtimali kuvvetle muhtemeldir, ama …..lakin…(korkunç söylemler) Maalesef Gençlerimiz Ya ataist, ya ateist, ya da deist…..
Gençler, kusursuz olan İslam’dır, İslam’ı gereği gibi yaşamayan veya yaşamayan kalitesi düşük, ayarı bozuk Müslümanlar değildir. İslâm’ı öğrenmek istiyorsanız kişilere bakmayın; Kur’an-ı Kerim’e ve Sünneti seniyye’ye bakınız. Çünkü, yapılması gereken İslam Dinini sağlam kaynaklardan öğrenmek, öğrenilenlerle amel etmek ve diğer insanlara da tebliğ etmektir.
Sizin sözünü ettikleriniz fason Müslüman. Onların kendilerine hayrı yok ki, size de olsun. ” Müslümanları görmeden bizi İslam ile şereflendiren Allah’a hamdolsun. Önce Müslümanları görseydik belki de durum farklı olurdu” diyen, Dünya ağır siklet boks şampiyonu M.Ali Clay ve Dünyaca ünlü şarkıcı Yusuf İslam’ı unutmayınız. Selam ve dua ile. Hayırlı Cumalar Müslümanlar.
Dünya ve ahiret mutluluğunun, huzur ve kurtuluşunun tek ve emsalsiz reçetesi olan Kur’an-ı Kerim’deki tüm ayet-i celileler iman bakımından aynı hükümlere tabidir, birinin diğerine nazaran üstünlüğü yoktur.
Kur’an-ı Kerim bir Navigasyondur, yolu gösterir; bir nur ve ışıktır, yolumuzu aydınlatır; trafik levhaları gibidir, yanlış hareketleri engeller; mihenk taşı gibidir, insanların ayarlarını, kalitesini, samimiyetini, sadakatini belirler.
Kur’an-ı Kerim dürbün gibidir, çok uzakları bile gösterir; bir gözlük gibidir, her şeyi net olarak gösterir; bir pusula gibidir, insanlara yön gösterir; bir saat misalidir, kaybolan zamanı hatırlatır; bir radar gibidir, maddi ve manevi her türlü tehlikeyi gösterir.
İman ve inkâr bakımından insanların durumu her yerde ve her devirde tartışma konusu olmuştur. İşin aslına bakılırsa, hiç bir kimsenin bir başkasını yargılamaya, hakkında olumlu-olumsuz hüküm vermeye ne hakkı vardır, ne de yetkisi vardır.
Bu hususta en doğrusu, ihtiyaç hissedenler kendi kararlarını kendileri versinler. Nasıl mı ? İşte Kur’an-ı Kerim, işte kantar. Dileyenler çıkarlar kantara ağırlıklarını gözleri ile görürler.
Bu meyanda günlük hayatımızda, hayatın akışı içinde insanların durumlarına göre bazı ayet-i kerimeler birazcık öne çıkar. Mamafih İnsanların yaşadığı bazı zaman ve mekân dilimlerinde ihtiyaçlar değişebiliyor. Bu anlamda maddi ve manevi dertlerimize derman olabilecek, bizi huzura kavuşturacak, dareyn saadetine vesile olacak bazı ayet-i kerimeleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Allah katındahakdin İslam’dır…” (Ali imran:19) ” Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din asla kabul edilmeyecektir ve O, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Âl-i imran :85)
“Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adil davranmamaya itmesin, adaletli olun…” (Maide: 8)
“…Kim Allah’ın indirdiği (hükümler ile) hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.”(Maide: 44)
“…Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Maide: 45)
“…Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar fasıklardır.” (Maide :47)
“…(Habibim) Artık aralarında Allah’ın indirdikleri ile hükmet. Sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. onların ..Allah dileseydi sizleri tek bir ümmet yapardı…sizi denemek (imtihan) için böyle yaptı…” (Maide :48)
” Yoksa onlar (İslam öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar ? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah’tan daha güzel kim vardır.” (Maide :50)
“Ey iman edenler, Yahudileri ve Hristiyanları dost (veli, idareci) edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostudurlar. İçinizden onları dost edinenler, onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğuna hidayet vermez. (Maide :51)
“Kalplerinde hastalık bulunanların “başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek, onların arasına koşuştuklarını görürsünüz…” ( Maide :52)
“Yeryüzünde bulunanların çoğunluğuna uyacak, seni Allah’ın yolundan saptırırlar…” (Maide : 116)
“Şüphesiz bu, (Kur’an) benim yolumdur, buna uyun, (başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır…” ( En’am : 153)