48,5879$%0,15
56,3937€%-0,16
65,7844£%0,18
6.791,97%0,82
%
3743794฿%0.093
11 Eylül 2026 Cuma
Annesi öldükten sonra, “biz karı koca çalışıyoruz, seninle ilgilenemeyiz” bahanesiyle, seksen yaşındaki hasta babasını huzur evine yatıran oğlu, çok seyrek de olsa, utanma belasına da olsa onu ziyarete gidiyordu.
Yaşlı adam oğlu dünyaya geldiğinde kırk yaşındaydı. Bundan önceki çocukları yaşamamış, bu oğlunu el bebek gül bebek misali, gözü gibi bakarak ve kurbanlar keserek, itina ile büyütmüştü. Eşi ile beraber yememiş yedirmişler, giymemiş giydirmişlerdi. Aman oğlumuza bir şey olmasın, aman aç kalmasın, aman üşümesin, aman yokluk görmesin…
Tek evlatlarıydı, bir şey olacak diye içleri titremişti… Oğlu o gün huzur evinden bir telefon aldı. Telefondaki ses “baban çok hasta her an ölebilir seni görmek istiyor” diyordu…
Oğlu arabasına binip, oraya huzur evine gittiğinde babası zor nefes alıyordu. Oğlu babasının ölmek üzere olduğunu anlamıştı. Babasının ellerini tutup, “Baba senin için ne yapabilirim, Senin için ne yapmamı istiyorsun?” diye sordu.
Babası feri sönmüş gözleriyle uzun uzun biricik oğlunun gözlerinin içine bakıp; zor duyulur bir sesle:
“Artık çok geç. Ama isteseydin çok şey yapabilirdin… Ama yapmadın oğul” dedi. Ve devam etti.
“Çoğu akşam yemek yetişmediği için aç yattım.
Klimayı açmadılar, sıcaktan fenalaştım.
Buzdolabım yoktu, bir bardak soğuk su dahi içemedim.
Sıkıldığımda temiz havaya çıkaranım olmadı. Altımı ıslattım diye tokat attılar. Ayda bir kere banyo yaptırdılar; kirden vücudumda yaralar oluştu. Bana bu yapılanları arkası kuvvetli olanlara yapamadılar. Çünkü, onların ilgilenenleri vardı.Ve ben ise, kimsesizdim, garibandım oğul…
Biliyor musun? En çok da sevgisizlik acı verdi bana….
Kimse saçımı taramadı, yüzümü okşamadı…. Sen terk edilmişlik nedir bilir misin oğlum? Terk edilmişlik, ölmeden önce canlı canlı mezara konmaktır bunu unutma olur mu oğul..İşte böyle… Artık her şey için çok geç…Senin benim için yapacağın hiç bir şey kalmadı. Sade senin için de değil, herkes için çok geç ey oğul.Yapılacak bir şey yok artık !!!!
Ben her şeye alıştım da, sadece senin özlemine
alışamadım biliyor musun ?” derken feri sönmüş gözlerinden iki damla yaş yuvarlanıp, yanaklarında dondu. Oğlu şok olmuştu. “Bana bunları neden şimdi söylüyorsun, neden daha önce söylemedin baba?” diye feryad etmeye başladı…
Babası: “Nasıl söylerdim ki ? Sen beni koskocaman evinde bir köşeye sığdıramamış, bana burayı layık görmüştün. Seni rahatsız etmek istemedim oğlum.” Benim için artık çok geç de, ben asıl senin için üzülüyorum oğul… Çünkü sen yaşlandığında çocukların seni buraya bırakırlarsa, benim dayandıklarıma sen dayanamazsın.
“Unutma ki ne verirsen onu alırsın oğlum.” Ben ve annen seni iyi bakalım, iyi büyütelim diye ömür boyu çalıştık; sen ise bizi ölümlere terk ettin, ölsüne tuttun.!? dedi. Ve gözlerini kapattı.
Belli ki bu konuşma onun son kalan gücünü de tüketmişti. Bir saat sonra sıkı sıkı tuttuğu oğlunun eli ellerinden kayıp düştü. Evet, bir baba daha içi acıyarak hayata veda etmişti. Rabbim hayırlı evlatlar nasip etsin cümlemize.
Selam Hakka tabi olanlaradır. Hayırlı cumalar.
Muhasebe sözcüğü günlük hayatımıza en fazla kullandığımız kelimelerden biridir. Muhasebe denilince aklımıza hemen gelir-gider, kar-zarar hesabı gelir. Bu işin maddi boyutu. Bunun bir de manevi boyutu vardır ama her nedense, bu anlamda muhasebenin zihinlerimizde fazla yer işgal etmediği acı bir gerçektir. Manevi anlamda muhasebe, yani nefis muhasebesi, hayatın amansız ve acımasız meşgaleleri arasında adeta kaybolup gider.
Ticaretle meşgul olan insanlarımızın mutlaka bir muhasebecileri vardır, olmalıdır. Ticaret erbabının yaptığı işten para kazanması elbette iş yapabilmesine bağlıdır, ama kazancın bir yönü de, muhasebenin iyi yapılmasına dayanır.
Ticareti meslek edinen ve bu şekilde rızkını temin eden her tüccarı elbette aynı kefeye koyamayız, bu haksızlık olur, su-i zan olur, iftira olur. İşini dürüst yapan insanlarımız başımızın tacıdır, onlara bir sözümüz olamaz. Fakat ticari anlamda muhasebe deyince, bazı insanlarımızın aklına hemen “vergi kaçırmak” gelir. “İyi muhasebeci fazla vergi kaçırabilen muhasebecidir” mantığı bizde yaygın kanıdır. Bu anlayışın sakat, yanlış, sakıncalı, gayri ahlaki olduğunu söylemek bile yersizdir.
Varlık sahibi bazı insanlarımız dini vecibelerini ifa ederken bile, bu “yanlış muhasebe mantığından” bir türlü kurtulamıyorlar. Söz gelişi, zekat vereceği zaman, vereceği miktarı olduğunca azaltmak için kendilerince hile-i şer’i-ye tenezzül eden zenginler görmek mümkündür. Zekat verme zamanı yaklaştığında nisaba tabi olan altın, gümüş, para veya ticaret malını, zekata tabi olmayan gayri menkule tahvil eden insanların bu tavrı gerçekten düşündürücüdür, üzücüdür. Zekatı ne diye veriyorsun, güya kimi aldatıyorsun Allah’ın kulu. Muhasebe demek kaçırmak, hile yapmak anlamına gelmemelidir. “Veren el, alan elden üstündür.” Bu nasıl akıl, bu nasıl Müslümanlık, bu nasıl vatandaşlık?
Bazı kapalı veya açık mekanların kameralarla kayıt altına alındığı gibi, bütün insanların hayatları da saniye saniye, an be an, sesli ve görüntülü olarak kayıt altına alınmaktadır. Zerre miktarı hayrın ve zerre miktarı şerrin “MİZAN TERAZİSİ”ne konulacağı hesap gününde, hiç kimsenin iyi ya da kötü yaptığı hiçbir şeyi inkar edemeyeceğini aklımızdan çıkarmayalım insanlar!
“Ölmeden önce ölünüz.” Ve “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz.” Mealindeki hadis-i şerifleri iyi tahlil ederek, her akşam başımızı yastığa koyduğumuzda, uyumadan evvel “nefis muhasebesi” yapalım Müslümanlar!
Sadece maddi anlamda değil, manevi anlamda da neleri kazandık-neleri kaybettik, neleri söyledik-neleri söylemedik, karda mıyız-zararda mıyız? Bunların gerçek anlamda muhasebesini yapmadan günümüzü sonlandırmayalım mü’minler!
Hakiki manada ibadet ve kulluk, hayatı Allah’ın rızasına uygun olarak yaşamaktır. Bunu ne ölçüde başarabiliyoruz, ömür denilen süreyi hangi kriterlere göre tamamlıyoruz, bunları iyi düşünelim, muhasebe yapalım dostlar!
Nefis denilen ezeli ve ebedi düşmanımızın arzu ve isteklerine mani olmadan, nefsi ve ENE duygularını paspas misali ayaklar altında ezip geçmeden gerçek anlamda muhasebe yapamayız, unutmayalım.
Ticari anlamda muhasebesini sağlam ve düzgün yapamayan tüccarın iflası nasıl kaçınılmazsa, manevi anlamda da nefis muhasebesini isabetli yapmayan insanların hayat sınavını kaybetmesi aynı oranda kaçınılmazdır.
Geliniz, kronometreyi sıfırlayalım… Önce güzel bir nefis muhasebesi… Samimi olarak, can-ı gönülden bir tevbe-i istiğfar, Tevbe-i Nasuh… Ve hayata yeniden bir başlangıç… Var mısınız Müslümanlar?
Selam ve dua ile….
Sultan Murat Han o gün bir hoştur. Telaşlı görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Vezir-i a’zam Siyavuş paşa sorar:
– Hayrola sultanım canınızı sıkan bir şey mi var?
– Akşam garip bir rüya gördüm.
– Hayırdır inşallah.
– Hayır mı şer mi öğreneceğiz. Hazırlan dışarı çıkıyoruz.
Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Hızlı ve kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya, Zeyrekten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Ahali ile aralarında şöyle konuşma geçer: – Kimdir bu?
– Aman hocam hiç bulaşma, ayyaşın biri işte! – Nereden biliyorsunuz?
– Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz.
Bir başkası tafsilata girer. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısında çalışır. Nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine hem de nerede namlı, mimli kadın varsa takar peşine. Hele yaşlının biri çok öfkelidir; isterseniz komşulara sorun, der, sorun bakalım onu cemaatte bir gören olmuş mu? Hasılı mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdil-i kıyafet mollalar kalırlar ortada. Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah sorar: – Nereye?
– Bilmem bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
– Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebaamızdır. Defini tamamlasak gerek.
– İyi ya, saraydan bir kaç hoca yollar kurtuluruz vebalden.
– Olmaz rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
– Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
– Mollalığa devam. Naşı kaldırmalıyız en azından.
– Yapmayın sultanım, bunun yıkanması var. Tekfini, telkini…
– Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasil hane bulmalıyız.
– Şurada bir mahalle mescidi var ama…
– Olmaz vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
– Ne bileyim, Ayasofya‘dan Süleymaniye’den, en azından Fatih camiinden.
– Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camiini iyi dedin. Hadi yüklenelim. Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında.Yüzü şakilere benzemez. Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar musalla taşına koyarlar. Ama namaz vaktine hayli vardır.Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
– Sultanım,yanlış yapıyoruz galiba! Heyecana kapıldık sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı, yetimleri vardır.
– Doğru. Öyle ya, neyse, sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.
Padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Sorar soruşturur, nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın aralar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir. Hakkını helal et evladım der. Belli ki çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöküp ellerini şakaklarına dayar. Biliyor musun oğlum diye dertli dertli söylenir! Bizim efendi bir âlemdi vesselam. Akşamlara kadar nalın yapar. Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya.
Sonra malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı diye sorar, onlar da aldın derlerdi. Öyleyse şimdi dinleseniz gerek dedikten sonra çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara. Mızraklı ilmihal, Huccet-ül İslam okurdum ..
– Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki.
– Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescitlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki derdi, tekbir alırken Kâbe’yi görmeli.
– Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
– İşte bu yüzden Nişancı’ya, Sofular’a uzanırdı ya. Hatta bir gün, bak efendi dedim, sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada. – Doğru, öyle ya!
– Kimseye zahmetim olmasın, diye mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim iş mezarla bitiyor mu dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
– Peki o ne dedi? – Önce uzun uzun güldü, sonra Allah büyüktür hatun dedi. Hem padişahın işi ne? Allah-ü Teâlâ’nın öyle kulları vardır ki, halk onları bilmez. Hoş bazen kendileri de makamlarının farkında değillerdir. Hulus-u kalp ile boyun büker ümmet-i Muhammed’e, Halife-i Müslimin’e dua ederler. Samimi niyazları ile zırh olurlar sultana. Bir seher vakti göz yaşı ile yapılan dua, binlerce topun yapamadığını yapar. Kralları yıkar, kaleleri paralar.
İşte “Nalıncı Baba” o adsız şânsız Allah dostlarından biridir. Asıl adı Muhammed Mimi Efendidir. Bergama’lıdır.1592 yılında vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü. Ve mübareği evinin bahçesine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, içine bir çeşme koydurdu. Dahası bir tekke ile yaşattı adını. Türbesi Unkapanı’nda, Cibali tütün fabrikasının arkasında, Harabzade Camii karşısındadır. Selam ve dua ile, hayırlı Cumalar…
” Allah size, mutlaka emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” ( Nisa : 58)
” Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, peygamber’e ve sizden olan ulül emre (İdarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve ahirete- gerçekten inanıyorsanız onu Allah’a ve Rasulü’ne götürünüz, (Onların talimatlarına göre halledin)…” (Nisa :59)
“Sana indirileni ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi ? Tağut’a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tâğut’un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.” ( Nisa :60)
“Hayır. Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiç bir itiraz ve sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa :65)
“Allah ve Rasulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadın o işi kendi isteklerine göre seçme hakları yoktur. Her kim Allah ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzap : 36)
“Kâfirlere ve münafıklara boyun eğme. Onların eziyetlerine aldırma. Allah’a dayan ve güven. Vekil ve destek olarak Allah yeter.” Ahzap : 48)
” Dinlerine uymadıkça Yahudiler de, Hristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki, doğru yol ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara :120)
” Ey iman edenler, kendilerine kitap verilenlerden bir guruba uyarsanız imanınızdan sonra sizi yeniden inkârcılığa sevk ederler.” (Âl-i İmran : 100)
” Ey iman edenler, eğer kâfirlere uyarsanız, gerisin geriye (eski dininize) döndürürler de, hüsrana uğrayanların durumuna düşerseniz” (Âl-i İmran :149)
” (Rabbimiz) Bize doğru yolu (Peygamberlerin ve onlara uyanların, Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu) göster.Gazaba uğrayanların ve sapanların (Yahudi ve Hristiyanların) yolunu değil.”(Fatiha:5-6-7)
” Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık O’nun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur…”(Âl-i İmran :28)
“Ey iman edenler,kendi dışınızdakileri sırdaş (dost-veli) edinmeyiniz. Çünkü onlar size kötülük yapmaktan asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerden) belli olmaktadır….”(Âl-i İran :118)
” Siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz….Size bir iyilik dokunsa bu onları tasalandırır, başınıza bir musibet gelse buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez…” (Âl-i İmran :119-120)
” Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet(güç ve şeref) mi arıyorlar ? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.( Nisa :139) “…Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini veya onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze geçinceye (konuyu değiştirinceye) kadar kâfirlerle beraber oturmayın. Yoksa siz de onlardan olursunuz.”( Nisa :140)
” Eğer siz iman eder ve şükrederseniz, Allah size neden azap etsin.. Allah, şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir.” (Nisa : 147)
” Onlardan çoğunun, kâfirlerle dostluk ettiklerini görürsün….Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azap içinde devamlı kalıcıdırlar…”(Maide :80)
” Eğer onlar Allah’a, Peygambere ve O’na indirilene iman etmiş olsalardı 0nları dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu yoldan çıkmıştır.”(Maide :81)
“Allah’tan başka dost edinenlerin durumu, Örümcek bir yuva edinir, halbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. ..” (Ankebut :41)
” Ey iman edenler, eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa babalarınızı, kardeşlerinizi (bile) dost-veli edinmeyin. Sizden ki onları dost edinirse işte onlar zalimlerin kendileridir.” (Tevbe :23)
” De ki, eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Rasulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe : 24)
“Helak edici 7 şeyden kaçınınız.” ashab-ı kiram sordu: “bu yedi şey nedir, ya rasülullah?” Buyurdular ki:
1- Allah’a şirk koşmak.
2- Sihir(ve büyü yapmak, yaptırmak, inanmak)
3-Allah’ın haram kıldığı cana kıymak(adam öldürmek)
4-Faiz yemek.
5-Yetim hakkı yemek.
6-Savaştan kaçmak.
7-Namuslu ve suçsuz mü’min kadına iftira atmak” (Dinimiz İslam)
“Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden (idare ettiklerinizden) sorumlusunuz. İdareci bir çobandır. Erkek, aile halkının çobanıdır. Kadın, kocasının evi ve çocukları için çobandır. Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlık yaptıklarınızdan (idare ettiklerinizden) sorumlusunuz.”(Buhari.Nikâh bl. 91)
“Ümmetimle ilgili en çok korktuğum şey, Allah’a ortak koşmalarıdır. Dikkat edin, ben size ‘onlar ay’a, güneş’e veya puta tapacaklar’ demiyorum. Fakat onlar,(hakimiyeti fertlerde veya cemiyetlerde görecekler) Allah’tan başkasının emirlerine ve arzularına göre iş yapacaklar” (S.İbn-i Mace, H.no:4205).
“Kur’an-a sarılınız, O’nu hayat rehberi tanıyınız. Zira O, Allah’ın kelamı(kanunları)dır.”(C.Sağir,2/64).
“Allah, şu Kur’an-la amel eden toplumları yükseltir, O’nun izinden gitmeyenleri de alçaltır” (R. Salihin,2/341).
“Size iki şey bıraktım, bu iki şeye sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapıklığa düşmezsiniz. Bunlar Allah’ın Kitabı ve Nebi’nin Sünnet’leridir”(Malik-Muvatta, Kadre:3).
“Sizden birinizin arzusu benim getirdiğime (Kur’an-a) uygun olmadıkça gerçek mü’min olamazsınız”(Nevevi, erbain, H.No:41)
“Sakın sizden birinizi, benim emrettiğim veya nehyettiğim bir konu kendisine iletildiğinde, koltuğuna yaslanmış olarak, ‘biz onu-bunu bilmeyiz, Allah’ın Kitabında ne bulursak ona uyarız, işte o kadar’ derken bulmayayım” (Tirmizi, ilim:10)
“Bir devletin idarecileri allah’ın indirdiği hükümler ile hükmetmezlerse,Allah onları birbirine düşürür.”(ibn-i mace)
“Nasıl iseniz, öyle idare edilirsiniz” (Keşf-ül Hafa,2/127).
“Her hangi bir idareci, Müslümanların işini üzerine alır da, onların faydasına çalışmazsa,Müslümanlarla Cennet’e giremez”.(R. Salihin c:1,s:504)
“Benden sonra bir takım emirler(idareciler) olacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik eder, yaptıkları işte kendilerine yardımcı olursa benden değildir, ben de onlardan değilim. O kimse ahirette Havz’ımın kenarına yaklaşamayacaktır. Kim onları tasdik etmez, zulümlerinde onlara yardımcı olmazsa bendendir, ben de ondanım. O kimse Havz’ımın kenarında(benimle) olacaktır”(Tirmizi, H.No:2360).
“Üç sınıf kimse vardır ki, Kıyamet Günü Allah onlar ile konuşmaz , onlara bakmaz ve onları temize çıkarmaz. Bunlar için elem verici azap vardır. 1)Çölde fazla suyu olup ta arkadaşına vermeyene. 2)Yalan yere yemin eden satıcıya. 3)Yalnız dünya menfaati için hükümdara biat eden kimsedir ki, istediğini verirlerse biatında devam eder, vermezlerse biatından döner”( 40 Hadis. D.İ.B. yayınları)
”İnsan dostunun dinindendir, şu halde sizden her biriniz dost edineceği kimseye dikkat etsin” .(İslâm Nizamı, A.R. DEMİRCAN C:2/190)
“Bir devletin yöneticileri, Allah’ın indirdikleri ile hükmetmezlerse, Allah onları bir birine düşürür. (İbn-i Mace. İmam Ahmed bin Hanbel-Müsned)
“Âhir zamanda zalim idareciler, fasık vezirler, hain kadılar ve yalancı fakihler türer. O zamana yetişen olursa, sakın onların emrine girip, zulme ortak olmasın.( (Mecmau’z-zevaid, 5/533).)
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.