48,6517$%0,06
56,2226€%0,07
65,5893£%-0,03
6.784,44%1,05
%
3687458฿%-1.52169
İYİ Haftalar…
Okulların açılmasıyla birlikte çocuklarımız için yeni bir dönem başladı. Öncelikle tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize ve velilerimize hayırlı, sağlıklı ve güzel bir eğitim yılı diliyorum. Ama yeni eğitim yılına başlarken veliler olarak hepimizin üzerine düşen önemli bir görev olduğunu da düşünüyorum: Çocuklarımıza akran zorbalığının ne olduğunu ve bir başkasını üzmenin asla eğlence olmadığını öğretmek. Çünkü ilk eğitim evde başlar. Bir arkadaşları her gün aynı ayakkabıyı giyebilir, eski bir çantayla okula gelebilir, kıyafeti diğerlerinden farklı olabilir ya da ailesinin maddi imkânları daha sınırlı olabilir. Bunların hiçbiri alay konusu değildir. Bir çocuğun kilosu, boyu, saçları, konuşması, ailesinin durumu, kullandığı telefon ya da sahip olmadığı bir şey üzerinden dalga geçmek “şaka” değildir. Belki bizim çocuğumuz söylediği sözün üzerinde durmadan geçecek ama karşısındaki çocuk o sözü yıllarca unutmayabilir. O yüzden çocuklarımıza “Sen olsan ne hissederdin?” sorusunu sormayı öğretelim. Farklılıklarla dalga geçmek yerine birbirlerine destek olmayı, arkadaşının eksik gördüğü bir şeyini yüzüne vurmak yerine elinden tutmayı anlatalım. Unutmayalım; başarılı çocuklar yetiştirmek kadar iyi insan yetiştirmek de bizim sorumluluğumuz. Yeni eğitim yılı tüm çocuklarımız için güzel dostlukların, güzel anıların ve başarıların başladığı bir yıl olsun.
Bir ülkenin kendi imkânlarıyla yaptığı, vatandaşının vergileriyle ödediği bir değeri yıllar boyunca başkasına bırakmanın adına ne koyarsanız koyun, sonuç değişmiyor. İstanbul Boğazı’nı süsleyen iki büyük köprüden bahsediyoruz. Bu köprüler bu milletin parasıyla yapıldı, yıllardır bu millet tarafından kullanılıyor ve devlete ciddi gelir sağlıyor. Şimdi “Satılmayacak, tapusu devletin üzerinde kalacak” deniyor. İyi de 30 yıl boyunca gelirini başkası alacaksa, tapunun devletin üzerinde kalmasının vatandaşa ne faydası var? Bu köprüleri gökten indirmediler; bu millet yaptı, bu milletin vergileriyle ödendi. Yıllardır geçiş ücretlerini de yine bu millet ödüyor. Üstelik yüz milyonlarca dolarlık gelir sağlayan bir kamu değerinden söz ediyoruz. Şimdi çıkıp “Satış değil” diyerek meseleyi kelimeler üzerinden anlatmak, asıl soruyu ortadan kaldırmıyor. Ben vatandaş olarak şunu soruyorum: Milletin parasıyla yapılmış, milletin kullandığı ve gelir getiren bir kamu değerinin kazancı neden yıllarca başkasına bırakılıyor?
Bir süredir hayatımızda garip bir şey oluyor. Bir ürünün fiyatını görünce önce şaşırıyor, birkaç ay sonra aynı fiyatı normal karşılamaya başlıyoruz. Markete gidiyoruz, elimizde küçücük bir poşet, kasada bıraktığımız para ise her geçen gün büyüyor. Pazarda kilo kilo aldığımız ürünleri artık tane tane hesaplıyoruz.
Asıl tehlikeli olan sadece fiyatların artması değil, buna alışmamız. “Yapacak bir şey yok” deyip geçiyoruz. Oysa insanların temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanması, çocuğunun ihtiyacını hesaplarken bile düşünmek zorunda kalması normal olmamalı. Vatandaş zenginlik istemiyor; kazandığı parayla insanca yaşayabilmek istiyor.
SAYGILARIMLA Hepinize SAĞLIKLI okumalar dilerim
SAVAŞ’ımın yokluğunun 5635’inci Günü

KUZEY EGE YANIYOR!
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.