49,5703$%0,07
55,7197€%0,25
66,3389£%0,57
6.597,13%0,02
%
4085843฿%0.11002
20 Ekim 2026 Salı
Dünyaca ünlü İsviçreli filozof-yazar ve siyaset teorisyeni Jean Jacgues Rousseau;
Egemenlik temsil edilemez.
Halkın kendi iradesini vekillerine veya parti liderlerine devrettiği an, özgürlüğünü kaybettiğini savunur.
Bunun için dünyada gerçek anlamda bir özgürlük kavramı, artık siyasi yapıların içinde kaybolup gitmiştir.
Rousseau, aynı zamanda ,büyük bir çoğunluğun, azınlığı yönetmesi de doğa düzenine aykırıdır der.
Bana göre de örgütlenemeyen, sadece konuşan bir yapının siyasal açıdan bakıldığında da , başarılı olması oldukça zordur.
Bunun için “Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Ben her zaman cahil halkın ferasetine güveniyorum.” diyen anlayışın arkasında da üzerinde düşünülmesi gereken bir gerçek var.
Çünkü yoksulluk insanı dar bir hayatın içine hapseder. Hayattan beklentilerini bile küçültür.
Bana göre bu yapıyı en iyi yöneten parti, iktidar partisidir.
Mahalle temsilcilerinden başlayıp köy köy, sokak sokak temsilcileri var.
Bu insanların çoğu, hayatın sillesini yemiş, kendi ekmeğinden başkasında gözü olmayan fakat yıllardır hep yalnız bırakılmış insanlar.
Fakat bu insanlar bugün, bu sistemli örgüt bağı sayesinde istediklerinde çok önemli isimlere ulaşabiliyor, her derdini, her sorununu paylaşabiliyor.
Böylece her insan için en önemli duygu olan sahiplenme duygusunu ve yalnız bırakılmadıklarını hissediyorlar.
Sistemin başındakiler ne kadar çok kazanırsa, ne kadar güçlü olursa o gücü kendilerinin gücü olarak görüyorlar.
Bu duygu şöyle bir duygu. Mesela ben bir spor adamıyım.
Eğer Şenol Güneş’e istediğim zaman telefonla ulaşabiliyor, derdimi anlatabiliyorsam, Şenol Güneş ne yaparsa yapsın, ben Şenol Güneş’in hep zirvede olmasını isterim.
İşte iktidardaki örgütlenme, böyle bir örgütlenme.
Daha düne kadar muhtara bile ulaşamayan insanlar, artık istedikleri zaman en üst noktadaki insanlara ulaşabiliyorlar.
Fakat bakıyorum hâlâ önemli bir grup, bu insanları anlamak, bu insanlara dokunmak yerine, bu emekçi insanlara cahil damgası vurup “makarnacı” deyip geçiyor.
Hâlbuki bir insanın neden siyasi bir yapıya bağlandığını anlamadan, o insanı küçümseyerek o yapıyla mücadele edemezsiniz.
Çünkü insanların birbirini küçümsemesi toplumsal dayanışmayı zayıflatır.
Bir tarafta hiçbir örgütsel yapısı olmayan, saat beş oldu mu “Evli evine, köylü köyüne.” diyen, fakat kendine aydın diyen bir yapı…
Bir tarafta gece gündüz demeden bir araya gelen, sürekli örgütlenen fakat kendine cahil denilen bir yapı…
Peki, hangisi kazanacak?
Yaşlı bir Kızılderili, torunuyla birlikte çadırın önünde kavga eden, biri siyah, biri beyaz iki köpeği izlermiş.
Çocuk, “Dede, bu köpekler sürekli birbiriyle kavga ediyor. Niye ikisini bir besliyorsun?” demiş.
Yaşlı Kızılderili, “Onlar benim için iki simgedir. Biri iyiliğin, biri kötülüğün simgesidir.
İçimizdeki bitmeyen savaşı temsil ederler.” demiş.
Çocuk, dedesinin ne demek istediğini biraz düşündükten sonra heyecanla sormuş:
“Peki dede, kavgayı hangisi kazanacak?”
İşte hepimizin merak ettiği cevabı o yaşlı Kızılderili vermiş:
“Ben hangisini daha çok beslersem o kazanacak.”