DOLAR

49,5236$%0,11

EURO

55,7532€%0,21

STERLİN

66,1191£%0,47

GRAM ALTIN

6.646,40%0,17

BİST100

%

BİTCOİN

4077654฿%2.11109

a

NE KADAR SAMİMİYİZ, NE KADAR MÜSLÜMANIZ ? 

  Hayatın akışı içinde biz Müslümanlar için iki bağlayıcı unsur vardır. Bunların ilki Âlemleri yaratan, yaşatan, yöneten, besleyen, dünya ve Ahiretin sahibi Yüce Mevlâ’mızın emir ve yasaklarıdır; ikincisi ise Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav) efendimizin Hadis-i Şerifleri ve Sünnet-i Seniyyesidir.

            Yüce Rabbimizin emir ve yasakları hakkında yorum yapmak, eleştiride bulunmak bizim hakkımız da değildir, haddimiz de değildir. Bizlere düşen görev ilahi emirlere uymak ve yasaklardan da kaçınmaktır. Bununla beraber Peygamberimize tabi olmak, O’nun öğretilerine, yaşadığı hayat modeline ve tavsiyelerine uygun bir hayat yaşamak olmazsa olmazımızdır. Çünkü inancımıza göre dünya ve Ahiret huzuru ve  kurtuluşunun tek yolu budur.

            Nitekim Kur’an-ı Kerim Haşr suresi 7. ayette rabbimiz “…Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasaklarsa ondan da sakının...” buyurmaktadır. Ahzab suresi 21. Ayette ise ” And olsun ki, Rasülüllah sizin için, Allah’a, ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” Nisa suresi 80. ayette “Kim Rasüle itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur...” Nisa suresi 64. ayette ” Biz her peygamberi ancak kendisine itaat edilsin diye gönderdik…”  Âli İmran suresi 31. ayette ” (Rasülüm) De ki, eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…” buyrularak, Peygambere tabi olmanın,O’na uymanın önemi bize belirtilmektedir.

            Kendisine tabi olmak hususunda Peygamberimiz Efendimiz (sav) ” Benim sünnetime sarılın…(Ebu Davut, sünnet 5). “Kim bana itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur, kim bana asi olursa Allah’a asi olur. (Buhari, ahkam:1) buyurarak, konunun ehemmiyetini beyan etmişlerdir.

            Müslümanlardan oluşan bir toplumun fertleri “Rabbimiz Allah, Peygamberimiz Hz. Muhammed  Mustafa (sav), Dinimiz İslam, Kitabımız Kur’an-ı  Kerim” diyorlar ise bu insanlar elleri öpülesi, mübarek, muhterem, muazzam ve hürmete lâyık insanlardır. Çünkü insanların başlarına gelen tüm maddî-manevî, sıkıntılar, belâlar, savaşlar, ölüm-zulüm hadiseleri, toplumsal felaketler insanların bu imanî çizgiye gelememiş, Peygamberimizi örnek ve önder olarak tanımamış veya tanıyamamış olmalarındandır.

            Ancak, Amma ve lâkin bu insanların cemiyet hayatları, cadde ve sokakları, şehirleri ve  meydanları, düğün-nişan salonları, parkları-plajları, okulları, eğlence mekânları, iş yerleri-resmî kurumları Kitaba ve sünnete uygun değilse bu durum sıkıntılı durumdur, bu hâl kabul edilemez bir hâldir.

            Söz konusu toplumu oluşturan kişiler sakal bırakırken, kıyafet modelini seçerken, su içip-yemek yerken, ibadet ederken, yatıp-kalkarken, evlere ve tuvaletlere girip-çıkarken sünnet kurallarına uygun davranıyorlarsa bu durum her türlü takdire şayandır, övgüye ve medh-ü senaya lâyıktır.Burada itiraz edilecek,eleştirilecek,beğenilmeyecek bir husus yoktur, zira Müslümanlar açısından bakılınca olması gereken budur.

            Ancak, amma ve lâkin bu insanların yaşadığı toplumun cemiyet hayatında, ticaret hukukunda, aile hukukunda, miras hukukunda, idarî hukukunda, eğitiminde, siyasetinde, ziraatinde, insanlar arası ilişkilerinde Peygamber Efendimizin önerdiği modele uyulmuyorsa, sünnet-i seniyye kuralları kaale alınmıyorsa o toplumun fertleri ya peygamberlerini tanıyamamışlardır veya tanımışlardır da işin içinde başka kirli işler mevcut demektir. Yani ya çıkar-menfaat, ya makam-mevki, ya şeref-şan, sosyal statü veya daha başka ilişkiler söz konusudur.

            Bu toplumun fertleri çok dindar, mütedeyyin, güzel ahlaklı, ihlaslı, takva sahibi, tarikat ehli olduklarını beyan ediyorlarsa bu durum da güzeldir, her türlü övgüye ve takdire lâyıktır, zira olması gereken budur, gönül bunu arz eder, yürekler bu hasretle tutuşur. Böylesine mübarek, muhterem ve gönül dostu insanlardan kim hoşlanmaz ki.

            Ancak, amma ve lâkin bu insanların idarî makamlara getirdiği, yönetimi teslim ettiği insanlar haram-helal sınırlarına riayet etmiyorlarsa, Allah’ın kanunlarına aykırı kanun ve diğer mevzuat hükümleri çıkartıp uygulamaya koyuyor ve diğer insanları da buna mecbur bırakıyorlarsa, hak ve hukuka uygun

icraat yapmıyorlarsa…İsraf, yolsuzluk, arsızlık, hırsızlık, zulüm, torpil, adam kayırma, kul hakkına tecavüz ve bunlara benzer işlere bulaşıyorlarsa söz konusu kişilerin gönülleri okşayan-mest eden o güzel iddiaları havada asılı kalır, izaha muhtaç  hale gelir. Çünkü iddia ile icraat mütenasip değildir, ikisi arasında uyum yoktur, uçurum vardır.

            Dost acı söyler ama doğru söyler derler ya, marifet doğruları acı hissettirmeden söylemektir. Mümkün mertebe acı hissettirmeden hakikatleri gündeme getirmeye, gerçekleri söylemeye azami derecede gayret ediyoruz. Başarılı olduk mu, olamadık mı, bu tartışılabilir. Şu vardır ki, efendimizin tabiri ile diyoruz ki, ameller niyetlere göredir, sürçü lisan edersek affola…

            Mevzu bahis ettiğimiz özü ile sözü, fiili ile kavli, içi ile dışı pek de uyumlu olmayan insanlar “İman ettik” dedikleri Yüce Allah’a gerçek manada iman edememişler; “Tabi olduk” dedikleri peygamberimizi gereği gibi anlayamamışlar,tanıyamamışlar; “inandık” dedikleri Kur’an-ı Kerim’i iyi anlayamamışlar; “Dinimiz” dedikleri İslâm’ı doğru-dürüst öğrenememişlerdir.

            Bu durumda ne yapılması mı gerekir ? Yeniden iman etmek, yeniden Mü’min olmak, Allah’a, Peygambere, kitaba yeniden inanmak, İslam’ı gereği gibi  öğrenmek, yaşamak ve yaymaktır. İman ve vatan şairimiz Mehmet Akif ERSOY’un deyimiyle ” YOL VARSA BUDUR ANCAK, BİLMİYORUM BAŞKA ÇIKAR YOL.”

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

BİR HAYVAN BİN SADAKA

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.