30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN
Milletimizin bağımsızlık aşkını ve boyunduruk kabul etmez iradesini tüm dünyaya haykırdığı 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın gururunu ve coşkusunu bir kez daha yürekten yaşıyoruz. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarının öncülüğünde yazılan bu ebedi destan, sadece bir askeri zafer değil; Anadolu toprağının ve insanının özgürlük sevdasıdır. Bizlere düşen en büyük sorumluluk, canları pahasına bu vatanı yurt kılan kahramanlarımızın emanetine sahip çıkmak, ay yıldızlı bayrağımızı daima yükseklerde dalgalandırmaktır. Ağustos ayının bu anlamlı gününde, zaferin mimarlarını rahmet ve minnetle anıyor; milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyorum.
Zaferin ve bağımsızlığın gururunu yaşarken, vicdanlarımızı kanatan insanlık dışı görüntülere şahit olmak ise içimizi yakıyor. Geçtiğimiz günlerde Giresun’da bir sürücünün aracıyla masum bir köpeği kasıtlı olarak ezmesi, ne insanlığa ne de bu toprağın merhamet kültürüne sığar. Sessiz dostlarımız, sokaktaki canlarımız bizlere Allah’ın emanetidir; onlara zarar vermek, canlarına kıymak basit bir kabahat değil, ağır yaptırımları ve somut hapis cezalarını gerektiren açık bir suçtur. Yaşam hakkını savunmak sadece insan için değil, nefes alan her canlı için vazgeçilmez bir sorumluluktur. Bu caniliği şiddetle kınıyor, faillerin hak ettikleri en ağır cezayı alması için adli sürecin takipçisi olacağımızı vurguluyorum.
Öte yandan, Van’da hayatını kaybeden Rojin KABAİŞ dosyasında yaşanan son gelişmeler, adalet arayışındaki acı gerçeği bir kez daha gözler önüne seriyor. Raporda midesinde ve iç organlarında güçlü bir kas gevşetici olan Rocuronium ile antibakteriyel Ornidazole maddelerine rastlandığı bilgisi kamuoyuna yansıdı. Ancak böylesine kritik adli tıbbi verilere ulaşılması, şüphelilerin DNA incelemelerine yönelik adımların atılması için neden aylar, yıllar boyunca beklenmek zorunda kalınıyor? Bir ailenin göz göre göre perişan olması, acılı anne ve babaların adliye koridorlarında ömrünü tüketmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Ülkemizde kadın cinayetlerinin ve şüpheli kadın ölümlerinin aldı başını gittiği bir düzende, adaletin bu kadar ağır işlemesi ve ancak kamuoyu baskısıyla bir şeylerin duyulması maşeri vicdanı katlediyor. Neden adalet hep iş işten geçtikten sonra tecelli etmek zorunda kalıyor; kriz anında, ilk günden itibaren etkin ve hızlı bir soruşturma yürütmek bu kadar mı zor? Kadınlarımızın yaşam hakkını koruyamayan, faillere hak ettiği caydırıcı cezaları zamanında vermeyen ve süreci bu kadar uzatan anlayışı şiddetle eleştiriyoruz; unutulmamalıdır ki geciken adalet, adalet değildir.