“Müslümanlar ancak kardeştirler. O halde kardeşlerinizin arasını düzeltin…” (Hucurat:10). “Kendilerine apaçık deliller, Ayetler geldikten sonra, parçalanıp ayrılanlar, ihtilafa düşenler gibi olmayınız…”(Al-i İmran:l05). “Şarktaki Müslüman’ın ayağına batan dikenin acısını garptaki Müslüman yüreğinde..
“Müslümanlar ancak kardeştirler. O halde kardeşlerinizin arasını düzeltin…” (Hucurat:10). “Kendilerine apaçık deliller, Ayetler geldikten sonra, parçalanıp ayrılanlar, ihtilafa düşenler gibi olmayınız…”(Al-i İmran:l05). “Şarktaki Müslüman’ın ayağına batan dikenin acısını garptaki Müslüman yüreğinde hissetmiyorsa (gerçek anlamda)Müslüman olamaz”. “…Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz. Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, O’na zulmetmez, O’nu yardımsız bırakmaz, O’na hor bakmaz”(R.Salihin, C:1, No:233). “Sizden biriniz kendi nefsi için istediğini, din kardeşi için de istemedikçe gerçek (manada) Mü’min olamaz”(Buhari, iman:77). “Mü’min, mü’min kardeşi için, birbirine destek veren bir binanın tuğlaları gibidir”(Müslim, Birr:65). “Mü’minler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etme ve birbirlerine şefkat gösterme konusunda bir vücut gibidirler. Vücudun bir organı rahatsız olsa, diğer organlar uykusuzluk ve hararette ona ortak olurlar” (Buhari, edep:27)
Bu hükümler “Mü’minim-Müslümanım” diyen herkesi mükellef kılar, aynı oranda bağlar. Bazı Müslümanlar kendilerini muaf görerek “bana ne- bana mı kaldı” gibi geçersiz ve asılsız sözde mazeretlerin arkasına saklanmaya kalkarsa, ancak kendisini aldatmış olur. Esasında, bayramlar mü’minler için sevinç, neş’e ve mutluluk günleridir. Bayramlarda Müslümanlar olarak neşeli, sevinçli ve mutlu olmamız, bayramlaşmamız gerekir. Ama gel gör ki, içinde bulunduğumuz şartlar, zaman ve zemin buna asla müsait değil. Müslümanların göz yaşlarının sel olup aktığı böyle bir günde iman sahibi Mü’minler olarak, gönül huzuru ile nasıl bayram yapabiliriz ?
İslam Alemi harap, Müslümanlar perişan… İşgal edilen ülkeler, yağmalanan servetler, haksız yere katledilen milyonlarca insanlar, öksüz ve yetim kalan milyonlarca çocuklar, dul kalan kadınlar, tecavüze uğrayan hanımlar… Ve lanet olası emperyalizmin bitmek bilmeyen hırs ve tamahına kurban edilen dünya….Bu şartlar muvacehesinde hangi bayramı, ne hakla ve nasıl kutlayabiliriz, nasıl gülüp-eğlenebiliriz Ey Müslümanlar. Bir çok İslam ülkesi aynı şer kuvvetlerin marifetiyle , sudan bahanelerle iç savaşa sürüklenmiş, bir çok İslam ülkesinde kargaşa, endişe ve belirsizlik hâkimdir. Her Müslüman kavmin başına “Devlet Başkanı, Kral, Şah, Sultan, Şeyh ” lakaplı bir ABD piyonu, işbirlikçisi ve maşayı dikmişler; her köşede zulüm, yağma. soygun, işkence, savaş, çile, kan-ölüm…
Sömürü ve soygunu kendilerine şiar edinen emperyalist ülkeler mağdur, mazlum ve güçsüz ülkelerin şehir ve sokaklarını, bir avuç petrol veya 3-5 dolar uğruna kanla yıkarken, bağ ve bahçelerini gözyaşıyla sularken hangi hak ve vicdanla bayram yapabiliriz? Sadece Irak’ta ve Suriye’de düzmece ve asılsız iddialarla milyonlarca insan şehit edilmiş; Filistin ve özellikle de Gazze haritadan silinmiş, bir medeniyet, bir tarih ve kültür adeta yok edilmiş, insanlık onur ve haysiyeti ayaklar altına alınmış iken, neyin bayramını, nasıl kutlayacaksınız? Irak’taki can ile bizim canımızın, oradaki kadınların namusu ile bizim kadınlarımızın namusunun ne farkı vardır? Dünya üzerinde yüz milyonlarca insan işsiz ve aşsız…bir o kadarı da sahipsiz, çaresiz, hasta, miskin, yoksul, aç ve açıkta…Öbür tarafta yüz milyonlarca insan tokluktan, onlardan daha fazlası ise yokluktan, açlıktan, hatta susuzluktan ölüyor…zalimlerin zulmü altında inim inim inleyenler, evi barkı yıkılanlar…Kurtuluşu ancak intihar etmekte bulanlar…Muhtelif sebeplerle daima ağlayanlar…Böyle bir ortamda nasıl bayram yapabileceksiniz ?
Velev ki, bu hadiselerde bir dahlimiz ve katkımız olmasa dahi, biz kardeş değil miyiz? Alem-i İslâm bir şehir, bir belde, bir köy gibidir. Köyümüzde ya da mahallemizde bazı evlerde cenaze, bazı evlerde işgal, bazı evlerde açlık ve kıtlık ve bir kısım evlerde hüzün, huzursuzluk, kargaşa, çile–ızdırap, kavga varken; onların yanı başında nasıl bayram yaparız, eğlenir, neşeleniriz? Sol göğüs kafesimizin altında bulunan yürek buna nasıl müsaade eder? Hele Filistin’deki, Gazze’deki trajedi bayram yapmamıza nasıl müsaade eder, veya eder mi? İlâhî adalet gereği, herkes elleriyle yaptıklarının karşılığını çekiyor, bu doğrudur, gerçektir. Ama bir doğru daha var ki, herkes yaptığı amelden sorguya çekilecek, hesap verecek. Birilerinin hata yaparak, neticede mağdur olması, bu mağduriyete ilgisiz kalmamıza ve seyirci olmamıza asla mazeret olamaz. Bizim sicilimiz, başkalarınınkinden çok ta iyi değildir. Bu gün başkalarının başına gelenler, yarın bizim başımıza da gelebilir. Ecdadımız ne de güzel söylemiş: “Gülme komşuna, gelir başına” Herkes sudan bahanelerle, haksızlığa ve zulme göz yumacak olursa, dünyada kıyamet herkes için çoktan kopmuş demektir. Kim icat etmiş olursa olsun, şu sloganı kulaklarımıza küpe yapalım:“Susma, sustukça sıra sana gelecek.” Tüm bunlara rağmen, kardeşlik hukukunu hiçe sayarak, “neme lazımcı-bana ne”ci anlayışla bayram kutlamak mı istiyorsunuz? O halde işte bayram, işte meydan. Benim son sözüm o dur ki: Ümmet olarak bayramlarımız hicran oldu. ve başımıza gelenler ellerimizle ettiklerimizin karşılığıdır.” Ölüm gelip çatmadan, gerçek bayramlara erişmek dileğiyle. Selam ve dua …
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)